Hüseyin ALPASLAN'ın 5 Eylül 2026 tarihli yazısı: Tarihin Düğüm Noktası: Sivas’ta Yanan Bağımsızlık Meşalesi
Tarihin akışını değiştiren anlar vardır; milletlerin kaderi, birkaç cesur insanın bir araya gelip "Ya istiklal ya ölüm!" haykırışıyla yeniden yazılır. İşte 4 Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi, Türk milletinin kendi kaderini eline aldığı, vatanın parçalanamaz bir bütün olduğunu tüm dünyaya ilan ettiği o tarihi düğüm noktasıdır.
Amasya Genelgesi ile başlayan, Erzurum Kongresi ile doğu illerinde somutlaşan direniş fikri, Sivas’ta nihai hedefine ulaşmıştır. Fakat bu kongre, sanıldığı gibi kolay şartlarda bir araya gelmemiştir. Sivas’a giden yol; işgal devletlerinin tehditleri, İstanbul Hükümeti’nin baskıları ve Fransız Müfettişi Binbaşı Bruno’nun "şehri işgal ederiz" blöfleriyle örülüydü. Elâzığ Valisi Ali Galip ve İngiliz ajanlarının Malatya’da kurduğu alçak komplo, Sivas Kongresi’ni basmayı ve Mustafa Kemal Paşa’yı tutuklamayı hedeflerken, Anadolu’nun feraseti ve Mustafa Kemal’in askeri dehası sayesinde çökertilmiştir.
Engeller sadece dışarıdan gelmiyordu; kongre salonunda da çetin bir zihniyet mücadelesi veriliyordu. Ülkenin içinde bulunduğu karamsarlık nedeniyle Amerikan mandasını tek kurtuluş çaresi olarak gören delegelerin sunduğu önergeler, kongrenin en sancılı saatlerine sahne oldu. Ancak o karanlık anlarda, Tıbbiyeli Hikmet adındaki bir gencin salonda yankılanan haykırışı, Anadolu direnişinin tavizsiz duruşunu özetliyordu: "Mandayı kim kabul ederse şiddetle reddederiz. Farzımahal siz kabul ederseniz, sizi de reddederiz!"
Mustafa Kemal Paşa’nın bu genç Tıbbiyeliye verdiği yanıt, sadece o günün değil, kurulacak yeni devletin de temel felsefesi olmuştur: "Ya istiklal ya ölüm!"
Sivas Kongresi; İttihatçılık suçlamalarından, manda tartışmalarından ve iç-dış tehditlerden alnının akıyla çıkmayı başarmıştır. 11 Eylül’de yayımlanan bildiriyle, Anadolu ve Rumeli’deki tüm yerel direniş cemiyetleri "Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti" adı altında tek bir çatı altında birleştirilmiştir. Parça parça olan bölgesel direniş, artık tüm yurdu kapsayan merkezi ve meşru bir milli güce dönüşmüştür.
Sivas’ta atılan imzalar, sadece bir kongrenin kararları değil; Misak-ı Milli sınırlarının çizildiği, milli iradenin hâkim kılındığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerinin atıldığı bir "Türk Rönesans’ı"dır. Bugün bağımsız bir bayrağın altında yaşıyorsak, bunu Sivas’ın o soğuk Mekteb-i Sultani salonunda vatanın istikbali için ant içmiş ve hiçbir tehdide boyun eğmemiş o cesur milliyetçilere borçluyuz.
Kaynak: Hüseyin Alpaslan, Millî Mücadele Döneminin Mihenk Taşları, Gece Kitaplığı, Ankara, 2021, s. 58-71.