Dr. R.Bülend KIRMACI’nın 27 Ocak 2026 tarihli yazısı: Kültür Politikaları

Geçen yazılarımda kültürel kalkınmanın önemine değişmiştim.

Kültürel Kalkınma kuşkusuz bir kültür politikasına dayanmak zorundadır.

Politika üretmek ise, başlı başına bir planlama sorunudur.

Bu yazımda, kültür politikaları kavrayışı üzerinde durmak istiyorum.

Kültür politikaları deyince, siyasal idare ve uygulamaları ile sınırlı bir kavramdan söz etmediğimizi belirlemek isterim.

Çünkü "kültür politikaları" tanımı, çoğu zaman bütçe kalemleri, festival takvimleri ya da müze açılışlarıyla sınırlı sanılır...

Oysa kültür politikaları, (kültür politikası) asli olarak siyaset eliyle icra edilse de, bir ülkenin kendisiyle kurduğu ilişkinin en yalın göstergesidir.

Kültür Politikasını, özde o devletin müktesebatı, kuruluş felsefesi, toplumun yaşattığı değer yargıları belirler; siyasi iktidar ise, ülkede izlenecek kültür politikasına kendi dünya görüşüyle biçim verir ve yürütür...

Hangi sanat dallarının desteklendiği, hangi kültürel mirasın korunduğu, gerçekte "nasıl bir toplum düşlendiğini" ele verir.

Çağımız edebiyat, güzel sanatlar, evrensel düzleme erişen müzik eserleri, bilimin üretimi, eğitim ve demokrasi kalitesiyle devletlerin "yumuşak güçleri" açısından sıraladığı bir çağdır.

Tüm bu olguları etkileyen hatta belirleyen kültür politikasıdır.

Dinamik, kapsayıcı, insan odaklı kültür politikası, aynı zamanda topyekun kalkınma ve demokrasi kültürü açısından da yaşamsal değerdedir.

Elbette "kültür", yalnızca geçmişin mirası değildir; bugünün dili ve geleceğin hayalidir.

Bu nedenle kültür politikaları, sadece "onaran, koruyan" değil aynı zamanda "sosyalleşmeye" ve ileri gitmeye de katkı yapan şekilde uygulanmalıdır...

Bu "kültürel canlılığın" bir gereğidir ve kültürel canlılık; sokakta, mahallede, gençlerin, yurttaşların, hemşehrilerin üretiminde ve eleştirel düşüncede ortaya çıkar.

Türkiye, Cumhuriyet birikimiyle, demokrasi geleneğiyle ve devlet deneyimiyle, çeşitlilik içinde ahenk, farklılıklar içinde birlik anlayışıyla bir kültür politikasına ihtiyaç duymaktadır.

Bu politikanın zaman içinde bir çok unsuru karşılanmış, varsa eksiği ve gediğinin kapatılması umudu yaşatılmaya çalışılmıştır.

Bununla birlikte, bir diğer önemli mesele, kültür politikalarının ideolojik daralmaya feda edilmemesidir.

Açıktır ki, kültür alanı, siyasal iktidar alanıyla iç içe ele alınırsa ve “makbul sanatçı”, “uygun eser”, “zararsız etkinlik” arayışlarına teslim edilirse, yaratıcılık kaçınılmaz olarak zayıflar.

Oysa, sanatın doğası eleştireldir; sorgular, sınırları zorlar...

Nihayet uygulama bazında "kültür politikalarının görevi" kültürel alanı denetlemek değil, özgürleştirmektir.

O arada, kütüphaneler, kültür merkezleri, yerel atölyeler, köy okuma odaları ve kamusal sanat projeleri hayati önemdedir.

Günümüzde bir başka olgu daha var: "dijitalleşme" ve bu olgu kültür dahil hayatımızın her alanını etkiliyor...

Dijital platformların kültürel üretimi demokratikleştirirken, toplumu doğru yönlendirmesine de özen gösterilmesi gerekiyor...

Sonuç olarak;

ulusaldan evrensele, yerelden genele, tektip anlayıştan çoğulculuğa ve kapalı sistemlerden demokrasiye giden yolda ve bu yolda istikrarlı gelişmede en temel araçlardan biri doğru, çağdaş, ilerici kültür politikalarıdır...

Kültürü, daraltan değil çoğaltan, susturan değil konuşturan, ayıran değil buluşturan politikalar temelinde ele almak gerekir...

Kültürel Kalkınma için kültür politikalarına, kültür politikalarının uygulanması için planlamaya ihtiyacımız vardır...

Kültür boyutu ve dayanağı olmadan, kalkınma ve demokrasi olmaz ve olgunlaşmaz...

Bunun 'farkında' olduğumuz umuduyla...