Baha YILMAZ'ın 10 Temmuz 2023 tarihli yazısı: Ergen Bir Toplumda Sanatçı ya da Özkan Uğur Olmak

Sosyolojisi ergen algısı ve refleksi üzerine oluşmuş Türkiye gibi ülkelerde sanatçı olmak kolay bir iş değildir. Ya yaptığınız sanat bir grup tarafından göklere çıkarılır ya da bir başka grup tarafından yerin dibine batırılır. Zordur bizde sanatçı olmak. Hatta bilim adamı, aydın falan olmak da kolay iş değildir. Doğru bildiğini söylemek yürek ister. Geçtiğimiz günlerde MFÖ’nün Özkan’ını kaybettik. Tam adıyla Özkan Uğur’u… Sosyal medyanın yıkıldığını gördük bu vefat haberinin ardından. Sağından soluna pek çok siyasetçi taziye mesajlarını iletti.

Kemal Sunal, Fatma Girik ve Barış Manço…

Kemal Sunal ve Barış Manço’nun ölümlerinde de büyük bir hüzün oluşmuştu. Vefatlarıyla, her birisi kendi açısından bir dönemin kapanışına işaret ettiler. Kemal Sunal yaptığı filmlerle Anadolu insanının kurnazlığını bize anlattı. Karagöz ve Hacivat karakterlerindeki Karagöz’ün daha işini bilen bir tipolojisini çizdi. Saftı ama aptal değildi. Şehire yeni gelmişti ama uymasını bilmişti şehir hayatına. Bu yüzden de çok sevildi, Kemal Sunal. Barış Manço uzun saçlarına, folklorik kıyafetlerine rağmen 7’den 70’e herkesin sevgilisi olmuştu. Ölümüyle tüm Türkiye’yi arkasından ağlatmıştı. Gerçi kamuya bulaşmış, devletle iş yapmış herkes gibi onun da TRT’de yaptığı programlarla ilgili bazı dedikodular olmadı değil. Yine de herkes ölümünde arkasında saf tuttu. Ancak bazı sanatçılar Kemal Sunal yahut Barış Manço gibi şanslı olamadı. Bu şanssızlıkları biraz kendilerinin hayata ve eylemlerine dair tercihleri ve bu tercihleri sergilerken kullandıkları üsluptan kaynaklandı. Tıpkı Fatma Girik gibi.

Fatma Girik’in “Söz Fato’da”sı

Fatma Girik’in vefat ettiğinde bir dönemin en azından çocukluğumun Ezo Gelini’ni ya da Hz. Rabia’sını kaybettiğimi düşünmüştüm. Çakır gözleriyle kameraya değil insanın içine bakan bir çift gözü kaybetmenin, belki de kültürümüzde bulunan bir hasletle ölmüşü iyi anmanın gerekliliğiyle hüzünlenmiştim. Ancak sinema sektörünün sıkıştığı bir dönemde haberciliğe soyunmuş ve o dönemde “Söz Fato’da” adıyla yaptığı haber programıyla pek çok skandala sebebiyet vermişti. Aslında durumun vahameti sadece skandal ile açıklanacak türden değildi. Örneğin kızdığı insanlara tükürmesi ve hakaret etmesi skandal olarak değerlendirilebilirdi fakat haber olarak ekrana yansıttığı bazı konuların bundan da ağır sonuçları oldu. Örneğin onun “öz kızıyla ilişki” yaşamakla itham ettiği İzmirli bir vatandaş, bu ithama dayanamayarak intihar etti. Dönemin önemli mizah ve hiciv programlarından olan Levent Kırca ve eşi Oya Başar’ın hazırladıkları “Olacak O Kadar” programına dahi konu oldu Fatma Girik’in bu üslubu. Programın öne çıkan mizahi teması, tükürmesi ve küfür etmesiydi. Hatta Türk basının duayenlerinden Mehmet Ali Birand 1997 yılında kendisiyle 32. Gün programında bir röportaj yaptı. İlk sorusu şuydu: “Pişman mısınız? Keşke yapmasaydım dediğiniz oldu mu?” Fatma Girik’in cevabı ise; “hayır olmadı” olmuştu. Üstelik yaptığı programcılığı bir kamu hizmeti olarak düşündüğünü belirtmişti. Programın ilerleyen bölümlerinde yaptığı haberlerde manken kullanması, gizli kameralara başvurması ve tabi ki yine tükürmesi gündeme geldi. O günlerde bu yaptıkları çok konuşuluyordu. Fatma Girik, tüm bu sorulara cevaben, yapması gerektiği neyse onu yaptığını ifade etti.

Biliyorum, bazılarınız ölünün ardından konuşmayı tasvip etmeyecek. Ancak bazı konularla, meselelerle kişiler yaşarken yüzleşilemiyor maalesef ülkemizde. Ölüm emri vaki olduğunda da derin bir sessizliğe bürünülüyor ve konuşulması gereken konuşulamıyor. Her neyse bu kanaatimiz bir kenarda dursun şimdilik.

Şahane Uyumsuz: Sezen Aksu

MFÖ’nün şöhreti kazandığı yıllarda Sezen Aksu’da Türkiye’nin en sevilen sanatçılarındandı. Fikir Coğrafyası Youtube kanalında Hale Sert ve Hatice Bildirici’nin Sezen Aksu ile ilgili yaptıkları bir programda Sezen’i tanımlamak için “Şahane Bir Uyumsuz” tabirini kullanmışlardı. Bir sanatçının nasıl kendisini toplumuyla özdeşleştirdiğini anlatıyorlardı. Hatta Sezen Aksu ile ilgili bir lügat tadında etimolojik tespitlerini ifade ediyorlardı. Sezen Aksu topluma kendisini sevdirirken kimi zaman uyumsuzluklar da sergileyebiliyordu. Bu uyumsuzluklar toplumdan ziyade devlet ve temsil ettiği değerleri kimi zaman zorluyordu. Hatta sosyal medyada patlayan bir kampanya ile Sezen Aksu nerdeyse zındık ilan edilmiş hatta devletin en üst kesimlerinden bile tepki görmüştü. Tepkiye konu olan parçada Adem ile Havva’ya cahil demekle suçlanıyordu.

Sezen Aksu, “Ünzile” parçasıyla 12 yaşında evlendirilen bir kadının dramını anlatmıştı. Turkcell’in sosyal sorumluluk projesine destek olmuş, Kardelenler kampanyasıyla kız çocuklarının okuma hakkı için çaba sarf etmişti. Destek verdiği bu kampanya ile 15.000’den fazla “Kardelen” liseden, 1.500’den fazla “Kardelen” ise üniversiteden mezun olmuştu. Kendi web sitesinde “ben herkesim” diyordu Sezen. Aslında doğru da diyordu. Onun sahiplendikleri sadece erken yaşta evlendirilen ya da eğitime muhtaç olan kız çocukları değildi. Örneğin; 1991’de Güneydoğu’da kan gövdeyi götürürken kapatılmış Kürdistan Sosyalist Partisi lideri Kemal Burkay’ın şiirinden bestelenmiş Gülümse’yi söyledi. O dönem Kemal Burkay mecburi olarak yurt dışındaydı. 2000’li yılların başlarına hatta 90’lı yılların tamamına damga vurmuş baş örtüsü yasaklarının ve tartışmalarında da görüşünü açıklayarak bir kez daha "herkes" olduğun ispat etti Sezen Aksu.

Türkiye’nin En İyi Rock Grubu: MFÖ

Mazhar, Fuat ve Özkan, namı diğer MFÖ… Şimdi MFÖ’nün Özkan’ı artık aramızda yok. Sezen Aksu ve MFÖ birlikte pek çok konsere imza attı. Turnelere çıktılar. Yakın arkadaş olduklarını biliyoruz. Arkadaşlık ünsiyeti iki durumda gelişir. Ya aynı dünyanın yani sosyal grubun içindesinizdir ya da aynı dünya okumasının içindesinizdir.

MFÖ Türkiye’nin en iyi Rock gruplarından biriydi. Eğitimleri de batı müziği ağırlıklıydı ama öyle parçalar, öyle eserler ürettiler ki sanki bizim bir parçamız gibiydi. Yıllardır dinlediğimiz ya da anamızdan duyduğumuz ninniler kadar aşinaydı seslendirdikleri eserler. “Ele Güne Karşı”, “Yalnızlık Ömür Boyu”, “Bu Sabah Yağmur Var İstanbul’da”, “Güllerin İçinden”, “Yalnızlar Garı”, “Sude”, “Diday Diday Day”, “Ali Desidero” bu aşina müziklerden yalnızca birkaçı.

Ardından Fatiha Okunup Kadeh Tokuşturulup Anılacak Sanatçı

Özkan Uğur Hiçbir zaman bir Fatma Girik, Kemal Sunal, Sezen Aksu ya da Barış Manço olmadı. Herhangi bir skandalla da anılmadı. Hatta ayrım yapmadan destek olduğu pek çok insanın sosyal medya mesajlarından bir nevi derviş ruhlu olduğunu anladık. O kendisi olmayı tercih edenlerdendi. Müzikte başarılı olmadı yalnızca, ayrıca oynadığı pek çok dizi ve filmde toplumsal ironilerimize, anomalilerimize de parmak bastı. Fakat bunu çok ustaca ve üslupla yapmayı da bildi. Bugün sanırım bir kısım seveni ardından Fatiha okuyacak bir kısım seveni de kadeh tokuşturup anacak. Bu bile Özkan Uğur’u yaşarken direttiklerinde ne kadar haklıymış dedirtecek. Başta söylediğimi bir kez daha yineleyelim.

Bizim gibi ülkelerde sanatçı olmak zordur. O zoru başardı. Ruhun şad mekânın cennet olsun, Özkan Uğur.