Utku KABAKCI'nın 16 Ekim 2026 tarihli yazısı: İmaj Dedikleri…
Bir insanın, kurumun ya da markanın kendisini nasıl gördüğüyle başkalarının onu nasıl algıladığı arasındaki mesafe, halkla ilişkilerin temel meselelerinden biridir. İletişim sürecinde imaj, kaynağın kendisini nasıl anlattığından daha çok alıcının bu anlatıyı nasıl yorumladığıyla şekillenir. Başka bir ifadeyle imajın yeri, anlatının başladığı değil, karşılık bulduğu yerdir. Geri bildirimin önemi de buradan kaynaklanır.
İmajın oluşumunda elbette kaynağın söyledikleri ve yaptıkları da etkilidir. Ne var ki bunların nasıl algılanacağını, büyük ölçüde alıcının bakış açısı ve deneyimleri şekillendirir. Ancak bu, imajın yalnızca alıcının yorumuyla oluştuğu anlamına gelmez. Kaynağın söyledikleri ve yaptıkları kadar, alıcının beklentileri ve tecrübeleri de bu sürecin bir parçasıdır.
Bir insanın davranışları, bir kurumun kararları, bir markanın müşterisine yaklaşımı, kendileri hakkında anlatılanlardan bağımsız düşünülemez. Çünkü imaj yalnızca söylenenlerle değil, bu sözlerin davranışlarla ne ölçüde örtüştüğü ve insanların yaşadıkları deneyimlerle de şekillenir. Söylem ile eylem arasındaki uyum güveni beslerken, aralarındaki uyumsuzluk ise söylenenlerin inandırıcılığını zedeler.
Üstelik imaj, tek bir karşılaşmanın ürünü değildir. Zamanla biriken gözlemlerin ve deneyimlerin birbirine eklenmesiyle şekillenir. Dolayısıyla imaj sabit değil, zaman içinde değişen bir sürecin ürünüdür.
İster bir insan, ister bir kurum, isterse bir marka söz konusu olsun, anlatı kaynakta başlar ama orada tamamlanmaz. En nihayetinde belirleyici olan, kendimiz hakkında söylediklerimizden ziyade başkalarında bıraktığımız izlenimdir.