Utku KABAKCI'nın 6 Kasım 2026 tarihli yazısı: Ya Haklı Olan Ötekiyse?
Uzun yıllar savunulan bir düşüncenin yanlış olabileceği gerçeğiyle yüzleşmek herkesin gösterebileceği bir entelektüel olgunluk değildir. Çünkü bir düşüncenin yanlış olduğunu kabul etmek, yalnızca bir fikri değiştirmek anlamına gelmez; geçmişte alınan kararları, savunulan değerleri ve verilen mücadeleleri de sorgulamayı gerektirir. Bu nedenle insan, zaman zaman gerçeği anlama çabasından çok inançlarını ne pahasına olursa olsun koruma eğilimi gösterebilir. Siyaset ise bu psikolojik eğilimin en belirgin biçimde gözlemlendiği alanların başında gelir.
Bir seçmenin siyasi tercihi ilk bakışta yalnızca bir partiye veya lidere duyulan destekten ibaret görünse de zamanla bu tercih, kişinin kimliğinin ve toplumsal aidiyetinin bir parçasına dönüşebilir. Desteklediği siyasi aktörün başarılarını kendi başarısı gibi gören seçmen, aynı aktörün hatalarını kabul etmekte zorlanabilir. Ekonomik sorunlar arttığında ya da verilen sözler tutulmadığında kimileri, kendi tercihlerini sorgulamak yerine olup biteni aklama derdine tutuşabilir. İmdatlarına da küresel gelişmeler, geçmiş yönetimlerin hataları ve dış mihraklar gibi mazeretler yetişir.
Psikolojide bilişsel uyumsuzluk olarak tanımlanan bu durum, belirli bir siyasi görüşe veya seçmen grubuna özgü değildir. İnsan, kendi düşünceleriyle çelişen bilgilerle karşılaştığında rahatsızlık duyabilir ve bu rahatsızlığı azaltmak amacıyla mevcut kabullerine daha sıkı sarılabilir. Özellikle siyasi aidiyetlerin güçlü olduğu toplumlarda bu eğilim, farklı görüşlere karşı tahammülsüzlüğü artırabilir. Böylece siyasi tercihler, sorgulanabilir kararlar olmaktan çıkarak ne pahasına olursa olsun savunulması gereken dokunulmaz kabullere dönüşür.
Bu noktada siyasal tartışmalar da hakikat arayışından uzaklaşarak haklı çıkma çabasına dönüşür. Oysa demokratik toplumların en önemli ihtiyaçlarından biri, insanların yalnızca karşıt görüşleri değil, destekledikleri siyasi aktörleri de eleştirebilmesi ve gerektiğinde kendi kararlarının hatalı olduğu gerçeğiyle yüzleşebilmesidir.