Hüseyin ALPASLAN’ın 29 Ekim 2026 tarihli yazısı: Çankaya'daki O Gece ve Cumhuriyetin İlanı

29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyetin ilanına giden yol, son ana kadar hizipleşmelerin, siyasi tıkanıklıkların ve sinsi planların gölgesinde zorlu bir mücadeleye sahne oluyordu. Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi’nden hemen önce Mazhar Müfit’e "Zamanında hiçbir şeyi kaçırmamak ve zamansız hiçbir şeye tevessül etmemek başlıca dikkatimizi teşkil etmelidir" diyerek aklıselim ile yol alan Mustafa Kemal, zihnindeki Cumhuriyet fikrini adım adım ve büyük bir stratejiyle olgunlaştırmıştı.

30 Ağustos 1922’de Dumlupınar’da kazanan zaferin ardından saltanat kaldırılmış, Lozan Barış Antlaşması imzalanmış ve Hilafet edilgen bir konuma getirilmişti. Fakat Meclis içerisinde devrimlere direnen, tutucu ve Mustafa Kemal’i saf dışı bırakmaya çalışan muhalif bir kanat varlığını sürdürüyordu. Öyle ki, 2 Aralık 1922’de verilen bir seçim yasası önergesiyle "milletvekili seçilebilmek için Türkiye sınırları içinde doğmak" şartı getirilmek istenmişti. Doğum yeri Selanik olan ve ömrü cepheden cepheye savaşarak geçen Mustafa Kemal Paşa, bu sinsi planı Meclis kürsüsünden yaptığı sert ve tarihi konuşmayla bertaraf etmişti.

Halk egemenliğini kurma yolunda mecliste yaşanan hizipleşmeleri ve hükûmet krizlerini gören Gazi, muazzam bir "kriz yönetimi" planladı. Gerçekçi bir programı olmayan grupların ülkeyi yönetemeyeceğini herkese göstermek adına bir süre hükûmet kurma çalışmalarına müdahale etmedi. Tıkanıklık son raddeye geldiğinde ise 26 Ekim’de İcra Vekilleri Heyeti’ni toplayarak istifa etmelerini sağladı. 28 Ekim’e gelindiğinde Meclis yeni hükûmeti kuramıyor, isimler üzerinde uzlaşamıyor ve siyasi kriz tavan yapıyordu.

İşte o an, tarihsel sürecin en kritik virajı dönüldü. 28 Ekim gecesi Çankaya Köşkü’nde zaman adeta durmuştu. Mustafa Kemal, Erzurum’dan bu yana sabırla sakladığı o büyük kararı sofradaki arkadaşlarına açıkladı: "Yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz." O gece İsmet Paşa ile birlikte Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun bazı maddelerini yeniden düzenlediler. Anayasa’nın birinci maddesine "Türkiye Devleti’nin yönetim biçimi Cumhuriyettir" mührünü vurdukları o gece, sadece bir rejimin adı konmadı; bir milletin kader çizgisi yeniden çizildi.

Ertesi gün, 29 Ekim sabahı Meclis grubundaki tartışmalar sürerken kürsüye çıkan Mustafa Kemal Paşa, krizlerin yöntem eksikliğinden kaynaklandığını belirterek hazırladığı dört maddelik anayasa değişikliği teklifini sundu. Görüşmeler sırasında Abdurrahman Şeref Bey’in "Egemenlik sınırsız koşulsuz milletindir dedikten sonra, kime sorarsanız sorunuz, bu Cumhuriyettir. Doğan çocuğun adı budur" sözleri durumu tüm berraklığıyla özetliyordu. Saat 20.30’da Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’ndaki değişiklik teklifi 158 milletvekilinin oy birliğiyle kabul edildi. Hemen ardından saat 20.45’te Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Cumhurbaşkanı seçildi. Ülkenin dört bir yanında 101 pare top atışıyla yankılanan bu zafer, halkın coşkulu kutlamalarıyla bir bayrama dönüştü. Kürsüye çıkan Cumhurbaşkanı Atatürk’ün "Türkiye Cumhuriyeti dünyadaki yerine yaraşır olduğunu, başaracağı işlerle kanıtlayacaktır" sözleri, yeni devletin vizyonunu dünyaya ilan ediyordu.

Çankaya’da o gece yakılan meşale, İtilaf Devletleri’nin ve işbirlikçilerinin tüm oyunlarını bozarak egemenliği kayıtsız şartsız millete devretmiştir. Bugün bizlere düşen tarihsel sorumluluk; o geceki akıl, cesaret ve stratejiyle kurulan bu büyük esere sahip çıkmak, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesillerle Cumhuriyeti sonsuza dek yaşatmaktır.

Kaynak: Hüseyin Alpaslan, Millî Mücadele Döneminin Mihenk Taşları, Gece Kitaplığı, Ankara, 2021, s. 151-156.