Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 27 Ekim 2026 tarihli yazısı: Türkiye'nin Üretim ile Sınavı
Türkiye ekonomisinin önündeki temel meselelerden biri, üretim kabiliyetini ve kapasitesini artırırken katma değer ve verimlilik ekseninde yapısal dönüşümünü gerçekleştirmektir.
Bu dönüşüm, yalnızca ekonomik büyümenin değil, sürdürülebilir kalkınmanın ve toplumsal refahın da temel koşuludur.
Üretim, rastlantılara bırakılamayacak kadar önemli bir ekonomik faaliyettir.
Öyledir ve Türkiye'nin sektörel ve bölgesel planlamayı esas alan, bütünsel bir kalkınma stratejisine ihtiyacı bulunmaktadır. Bu strateji, somut hedeflerle desteklenmeli ve uygulanabilir bir takvime bağlanmalıdır.
Türkiye bir yatırımlar hurdalığına da dönüşmemelidir!
Üretim tesislerinin kuruluşunda hammadde kaynaklarına, pazarlara, ulaşım ağlarına ve enerjiye yakınlık titizlikle değerlendirilmelidir.
Üretim ve lojistik süreçleri birlikte planlanmalı, kaynakların etkin kullanımını sağlayacak bir yerleşim düzeni oluşturulmalıdır.
Burada belirleyici unsurlardan biri maliyet optimizasyonudur.
Ancak maliyetlerin "azaltılması", çalışanların ücretlerinin baskılanması anlamına gelmemelidir.
Kalıcı rekabet üstünlüğü, düşük ücretlerden değil; yüksek verimlilikten, teknolojik gelişmeden ve nitelikli iş gücünden doğar.
Üstelik bir üretim tesisi yalnızca mal üreten ekonomik bir birim değildir.
Şudur: İstihdam yaratan, yerel ticareti canlandıran, yan sanayiyi geliştiren ve bulunduğu bölgeden başlayarak çevresine yayılan ekonomik bir çarpan mekanizmasıdır.
Ve her başarılı yatırım, bulunduğu coğrafyada yeni yatırımları harekete geçirebilecek bir kalkınma kaldıracıdır.
Üretim süreçlerinin etkin yönetimi de ayrı bir önem taşımaktadır...
İşletmeciliğin temelindeki girdi, işlem ve çıktı ilişkisi, çağdaş mühendislik yöntemleri ve bilgi teknolojilerinin sunduğu olanaklarla yeniden değerlendirilmelidir.
Öte yandan Türkiye, yüksek teknolojili ve yüksek katma değerli ürünlerin toplam üretim ve ihracat içindeki payını artırmak zorundadır.
Uluslararası rekabet gücümüzü yükseltecek temel yaklaşım, daha fazla üretmenin yanında daha yüksek ekonomik değer yaratabilmektir.
Bu çerçevede yerli hammadde ve ara malı üretiminin geliştirilmesi, dışa bağımlılığın azaltılması ve tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi stratejik önemdedir.
O arada kamu kaynaklarının ve üretim kapasitesinin özel sektörle tamamlayıcı biçimde değerlendirilmesi, ülkemize önemli avantajlar sağlayabilir.
(Bu noktada bir önyargının da aşılması gerekmektedir: Bir üretim tesisinin kamu mülkiyetinde bulunması, onun mutlaka verimsiz çalışacağı anlamına gelmez. Kamu işletmeleri de liyakatli yönetim, kurumsal denetim, teknolojik yenilenme ve rasyonel işletmecilik ilkeleriyle başarılı olabilir.)
Özellikle stratejik sektörlerde kamunun üretici, düzenleyici ve dengeleyici rolü önemlidir.
Kamu işletmeciliği, piyasanın sağlıklı işlemesine, tedarik güvenliğine ve toplumsal refahın korunmasına katkıda bulunabilir. Önemli olan mülkiyet biçiminden önce, üretim kaynaklarının hangi etkinlik ve verimlilik düzeyinde kullanıldığıdır.
Nihayet, bütün bu süreçlerde kurumlar arası eşgüdümün sağlanması, üniversitelerin bilimsel birikiminden ve iyi yetişmiş gençlerimizin yeteneklerinden yararlanılması vazgeçilmezdir.
Türkiye'nin üretim ile sınavı, ekonomi yönetiminin en önemli sınavlarından biridir. Bu sınav, bir defaya mahsus değildir; sürekli yenilenmeyi, eksiklikleri gidermeyi ve başarıları geliştirmeyi gerektirir.
Doğru yaptıklarımızı korumalı, yanlışlarımızı düzeltmeli ve üretim anlayışımızı çağın gereklerine göre yeniden yapılandırmalıyız.
Evet üretim, yalnızca ekonomik büyümenin değil, ulusal kalkınmanın, toplumsal refahın ve ekonomik bağımsızlığın da temel dayanağıdır...
Türkiye'miz bu sınavı başarmak zorundadır.