Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 26 Eylül 2026 tarihli yazısı: Verginin Kendisi Vergi Olmamalıdır!

"Vatandaş vergi vermekten kaçmamalıdır"... İyi ama devlet de vatandaşı vergiden kaçınacak hale getirmemelidir.

Yazalım...

Vergi, çağdaş devletin kamu hizmetlerini finanse etmesinin temel araçlarından biridir.

Eğitimden sağlığa, güvenlikten altyapıya kadar ortak yaşamın maliyeti vardır ve bu maliyet toplum tarafından karşılanacaktır.

Ancak verginin kendisi, vatandaşın sırtında yeni bir “vergi” haline gelmemelidir.

Açalım...

Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde bu 'ayrım' önem kazanır.

Nasıl mı?:

Mal ve hizmet fiyatlarında aşırı artış yalnızca hayat pahalılığı yaratmaz, kayıp-kaçağı ve kayıt dışılığı teşvik eder, gelir dağılımını daha da bozar, tüketicinin satın alma gücünü aşındırır ve ekonomik faaliyet üzerinde baskı oluşturur.

Fiyat artışlarının üzerine dolaylı vergiler, harçlar, kamunun yönettiği fiyatlardaki artışlar ve başka mali yükler eklendiğinde vatandaşın karşısına yalnızca “zam” çıkmaz.

Zammın zammı çıkar!

Bir noktadan sonra vatandaş da doğal olarak “Yeter gayrı!” der.

Türkiye'nin hâlâ yüksek enflasyonla mücadele ettiği bir dönemde bu mesele küçümsenemez...

TÜİK verilerine göre Temmuz 2026'da yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,75'tir.

Aynı dönemde gıda ve alkolsüz içeceklerde yıllık artış yüzde 37,53, konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda artış ise yüzde 40,32 olmuştur.

Böyle bir ortamda maliye politikası yalnızca “ne kadar vergi toplanacağı” sorusuna değil, “bu verginin kimden, nasıl ve hangi ekonomik sonuçlarla toplanacağı” sorusuna da cevap vermelidir.

Çünkü...

Çünkü, kötü tasarlanmış vergi politikası bazen vergi gelirini artırırken ekonomiyi küçültebilir; kayıt dışılığı özendirebilir ve vergiye gönüllü uyumu zayıflatabilir.

Asıl mesele verginin tabana yayılmasıdır.

Ancak... Burada önemli bir ayrım yapmalıyız: Vergi yükü değil, vergi mükellefiyeti tabana yayılmalıdır.

Vergi yükü ise ödeme gücüne göre adaletli dağıtılmalıdır.

Şurası çok önemlidir:

Dar ve sabit gelirli bir yurttaş ile yüksek gelir ve servete sahip bir yurttaşın aynı tüketim vergisinin karşısındaki ekonomik dayanıklılığı aynı değildir.

Dolayısıyla dolaylı vergilere aşırı yaslanan bir sistem, görünüşte herkesten aynı oranı alsa bile sonuçları bakımından adaletsizleşebilir.

Çözüm var mıdır? Çare nedir?

Devam!..

Bu yukarıda belirttiğim nedenle, KDV başta olmak üzere temel tüketim üzerindeki dolaylı vergi yükünün azaltılması ciddi biçimde tartışılmalıdır.

Özellikle temel ihtiyaçlarda düşük oranlı bir vergi politikası, yalnızca sosyal politika değil aynı zamanda enflasyonla mücadele politikasının da bir unsuru olarak değerlendirilmelidir.

Ve de...

Eğitim ve sağlık harcamalarında vergi iadesi veya gelir vergisinden indirim gibi mekanizmalar genişletilebilir. Çünkü: eğitim ve sağlık sıradan tüketim kalemleri değildir; toplumsal refahı ve geleceğin üretim kapasitesini doğrudan etkiler...

Gerçekte tüm bu tablodan daha sakıncalı bir tablo vardır: Yüksek enflasyonun giderek “normal” kabul edilmesi!..

Enflasyonla yaşamak ekonomik kültürün parçası haline geldiğinde fiyatlama davranışları, ücret talepleri, tasarruf tercihleri ve yatırım kararları da bozulur.

Bu nedenle enflasyonla mücadele ederken üretim ekonomisini boğmamak gerekir...

Bu konudaki genel hassasiyet yerel yönetimler açısından da geçerli olmalıdır.

Emlak vergilerinde kullanılan değerlerin hayatın gerçeklerinden kopması, özellikle sabit gelirli ve emekli yurttaşlar açısından ciddi sonuçlar doğurabilir.

Nitekim 2026 için yapılan düzenlemeyle bina ve arazi vergi değerlerinin artışına yasal bir sınır getirilmiş olması da sorunun boyutunun görüldüğünü göstermektedir.

Ve ana fikir şudur:

Vatandaş, üstte merkezi kamu idaresinin fiyat ve vergi artışları, altta yerel yönetimlerin vergi ve harç artışları arasında değirmenin iki taşı arasında ezilen darı tanesine dönüştürülmemelidir.

Başa saralım: Verginin amacı yurttaşı cezalandırmak değil, kamunun ihtiyaçlarını adalet içinde karşılamaktır.

Peki çıkış nerededir?

Türkiye'miz vergi sistemini sadeleştirmeli, vergi mükellefiyetini tabana yaymalı, kayıt dışı ekonomiyle etkin biçimde mücadele etmeli ve temel ihtiyaçlar üzerindeki dolaylı vergi yükünü azaltmalıdır. Eğitim ve sağlıkta vergi iadesi veya indirim mekanizmaları geliştirilmelidir.

Ve de üreten, istihdam yaratan, tasarruf eden ve yatırım yapan, "ulusal tarım, ulusal enerji" anlayışıyla bir ekonomik yapısal / moral dönüşüm gerekir...