Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 2 Ekim 2026 tarihli yazısı: Tükenen Türkiye!
Türkiye, tanınamaz halde...
“Üreten Türkiye” derken, bir de bakıyoruz ki karşımızda “Tükenen Türkiye” tablosu var.
Gelir yetmiyor.
Adil dağılmıyor.
Ücretler yaşamaya hiç yetmiyor; enflasyon ise elde kalan son gücü de eritiyor.
Öyle bir düzen oluştu ki;
Devlet borçlu…
Halk borçlu…
Her yıl yurt dışına milyarlarca dolarlık faiz ödeniyor.
Bankalar kredi verirken başka, mevduata faiz verirken başka yüzdeler uyguluyor.
İnsanlar adeta borçlu doğuyor, taksitle yaşıyor, kimi zaman icralık halde tükenip gidiyor!
Türkiye, öte yandan canlılığını da kaybediyor.
Gençler ise heyecanını…
Sinemasıyla, tiyatrosuyla, güzel sanatlarıyla, kitapları ve kütüphaneleriyle azalan bir ülkeye dönüşüyoruz.
Okulunda…
Sporunda…
İş bulma umudunda…
:Gençlerini giderek daha yalnız ve daha öksüz bırakan bir toplumsal iklim oluşuyor.
Siyasetin esnafı…
Medyanın borazanı…
Kültür sanat dünyasının hokkabazı…
İş yaşamının cambazı…
Tarımdan sağlığa kadar her alanı saran riyakârlık ve çıkar düzeni, güzel yurdumuzun üzerine çöreklenmiş durumda...
Ve bugün Türkiye’de sokakta yürüyen insanların yüzlerine bakıldığında; yorgunluk, kaygı, öfke ve umutsuzluk aynı anda hissedilmektedir.
Birbirine tahammülü azalan kalabalıklar…
Sürekli geçim hesabı yapan aileler…
Geleceğini başka ülkelerde arayan gençler…
Bütün bunlar toplumsal tükenmişlik belirtileridir.
Eğer bir toplum sürekli yorgun bırakılırsa;
önce hayal kurma yeteneğini, sonra üretme enerjisini kaybeder.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselelerinden biri de budur:
Ekonomik tükenmişliğin yanında psikolojik ve kültürel tükenmişlik yaşamamız…
İnsanlar artık sadece geçinmeye değil; dayanabilmeye çalışıyor.
Belki de yeniden başlamamız gereken yer tam olarak burasıdır.
Daha adil bir gelir dağılımı…
Daha üretken bir ekonomi…
Daha güçlü bir eğitim sistemi…
Daha dürüst bir kamu düzeni…
Daha insancıl bir çalışma hayatı…
Ve en önemlisi:
Gençlerine yeniden umut verebilen bir Türkiye…
Türkiye'miz büyük bir ülkedir...
Güçlü insan kaynağına sahiptir.
Hâlâ yeniden üretebilir, yeniden toparlanabilir.
Yeter ki;
tüketen değil üreten,
yoran değil yaşatan,
ayrıştıran değil birleştiren bir anlayış güç kazanabilsin...
Belki o zaman,
“Tükenen Türkiye” tablosunun yerini yeniden “Üreten Türkiye” alabilir.