Utku KABAKCI'nın 2 Ekim 2026 tarihli yazısı: Ekran Parlaklığına Dikkat!
Kusursuz tatiller, kuş sütü eksik sofralar, görkemli mekânlar ve ayrıcalıklı deneyimler… Bütün bunlar, ekranlarda sergilenmedikçe sanki gerçek anlamda değer kazanmıyor. Görünür kılınabilen hayatlar daha değerli, daha anlamlı kabul edilirken bir deneyimin kendisinden ziyade başkalarında nasıl bir izlenim bıraktığı öne çıkıyor.
Ekranlar zamanla yalnızca yaşadıklarımızı gösteren bir araç olmaktan çıkıp neyi arzulayacağımızı ve neyi önemli bulacağımızı belirleyen bir çerçeveye dönüşüyor. Bir şeyin görünür hâle gelmesi, ona yüklediğimiz anlamı da değiştiriyor.
Gerçekte öyle olmasa dahi ekran üzerinde kusursuz bir mutluluk, başarı ve zenginlik hikâyesi kurulabiliyor. Böylece yaşananla gösterilen arasındaki sınır giderek muğlaklaşıyor. Bunun arka planında ise sahip olduklarımızı ya da sahipmişiz gibi yaptıklarımızı başkalarına gösterme arzusu kadar, başkalarının nazarında kendimize bir değer atfetme ihtiyacı da bulunuyor.
Bir süre sonra yalnızca deneyimlerimizi değil, kendimizi de ekranın ölçütleriyle tartmaya başlıyoruz. Tercihlerimizden alışkanlıklarımıza, beklentilerimizden kendimize bakışımıza kadar pek çok şeyi ekranda sunulan dünya üzerinden anlamlandırıyoruz.
Neyin güzel, başarılı, arzu edilir ya da değerli olduğuna dair kanaatimiz de ekranda şekilleniyor. Ekran yalnızca kendimizi sergilediğimiz ve başkalarının hayatlarını izlediğimiz bir alan olmaktan çıkıyor; nasıl yaşamamız, neyi istememiz ve kendimizi nasıl sergilememiz gerektiğine ilişkin bir referans noktasına dönüşüyor.