Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 6 Ekim 2026 tarihli yazısı: Hayat Pahalı! Yaşamak Daha mı Pahalı?
Hayat pahalı... Cep yakıyor, can yakıyor!
Peki gerçekten pahalı olan hayat mı; yoksa giderek pahalılaşan, hayatı yaşayabilmek mi?
Hayatı daha da pahalı kılan asıl olgular neler?
Ekonomi denildiğinde gelir, fiyatlar, ücretler, faizler, büyüme oranları ve daha pek çok gösterge önümüze geliyor.
Bütün bu rakamların sonunda ise insan var.
Asıl soru şu: İnsanlar kazandıkları gelirle nasıl yaşayabiliyor, aileler nasıl geçinebiliyor?
Mesele yalnızca karnını doyurabilmek değil ki...
Barınmak, işe veya okula ulaşmak, sağlıklı beslenmek, çocuğunun eğitim giderlerini karşılamak, gerektiğinde sağlık hizmetine erişmek... Hatta doğru dürüst bir tatil yapabilmek...
Bunlar yaşamın temel ihtiyaçları.
Sonra belki de çoğumuzun unuttuğu başka ihtiyaçlar da var: Bir kitap almak, sinemaya gitmek, dostlarla bir kahve içmek, spor yapmak veya ailesiyle dışarıda yemek yiyebilmek...
Oysa harcamalar sürekli erteleniyor, ihtiyaçlar sıralanıyor, “istekler azaltılıyor” ve sonunda gündelik hayat büyük ölçüde “Bu ayı nasıl tamamlarız?” sorusunun çevresinde dönmeye başlıyor.
Barınmaya ayrılan pay büyüdüğünde başka harcamalar daralıyor, ulaşım pahalılaştığında hareket alanı küçülüyor, gıda giderleri yükseldiğinde sofranın niteliği değişiyor. Eğitim, kültür ve sosyal hayat bütçeden çıkarılmaya başladığında ise hayat yalnızca ekonomik açıdan değil, toplumsal açıdan da daralıyor.
Bu öyle bir tablo ki, artık yoksulluğu yalnızca gelir üzerinden değil, insanın hayata katılabilme olanakları üzerinden düşünmek gerekiyor.
Ferahlık yok, refah hak getire... İnsanın temel ihtiyaçlarını kaygıya kapılmadan karşılayabilmesi, geleceğine ilişkin plan yapabilmesi ve yaşamın sosyal ve kültürel alanlarında kendisine yer bulabilmesi refahın ta kendisi değil mi?
Var mı? Varsa kimin için ve nerede?
Ekonomik gelişmenin anlamı burada daha yakıcı hale geliyor.
Üretmek gerekiyor, istihdam yaratmak gerekiyor, geliri artırmak gerekiyor.
Fakat bütün bunların sonunda ulaşılmak istenen yer insanın yaşam kalitesiyse, ekonominin başarısını yalnızca üretilen mal ve hizmetlerin miktarıyla ölçmek yeterli olmayacaktır.
İnsan çalışıyor... Kazanıyor... Harcamalarını karşılamaya çalışıyor...
Peki yaşamaya ne kadar kalıyor?
Ekonominin unutturulan görevi insanı yalnızca ay sonuna ulaştırmak değil; hayata katabilmektir.