Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 16 Ekim 2026 tarihli yazısı: Keynes Hâlâ Yaşıyor!
Nobel ödülleri, bütün tartışmalara rağmen, bilim dünyasındaki kurumsal saygınlığını koruyor.
İletişim olanaklarının giderek arttığı, bilgiye ulaşmanın kolaylaştığı fakat doğru bilgiyle yanlış bilginin birbirine karıştığı dünyamızda, insanlığın en güvenilir düşünsel kaynakları arasında hâlâ 'değerli akademisyenler' bulunuyor.
Bilimsel araştırmalar, insanlığın ortak birikimini büyütürken geçmişin büyük düşünürlerini de yeniden gündeme taşıyor.
Nitekim, 2026 Nobel Ekonomi Ödülü'nün Robert E. Hall ve Michael Woodford'a verilmesi, iktisat düşüncesinin tarihsel yolculuğu bakımından son derecede anlamlı.
Her iki bilim insanı, ekonomik dalgalanmaların anlaşılması ve istikrar politikalarının geliştirilmesi konusunda önemli çalışmalar gerçekleştirdi.
Dahası, John Maynard Keynes'in iktisadi düşüncelerini çağdaş ekonomik koşullar içerisinde yeniden değerlendiren kuramsal gelişmelere katkıda bulundular.
İyi ki de varlar ve iyi ki öyle yaptılar.
Demek ki Keynes hâlâ yaşıyor!
Keynes adı benim için yalnızca iktisat tarihinin büyük düşünürlerinden birini ifade etmiyor.
1981 yılında üniversite öncesi eğitim için İngiltere'ye gittiğimde ekonomi alanını seçmiştim. Dünyanın farklı ülkelerinden gelen ve aynı alanı tercih eden öğrenciler, okulumuzun düzenlemesiyle ortak bir eğitim binasında buluşturulmuştuk.
O binanın adı: John Maynard Keynes binası idi!
(Ekonomi derslerimiz, iktisat tarihinin en eski dönemlerinden ya da o günün güncel ekonomik gelişmelerinden değil, doğrudan Keynes'in düşüncelerinden başlamıştı.)
Onun kuramlarını ve iktisat dünyasına kazandırdığı yaklaşımları büyük bir dikkatle okumuş, incelemiştik.
Aradan nice yıllar geçti.
O binanın adını da Keynes'le başlayan derslerimizi de hiç unutmadım.
Tarihin tekerleği dönüyor...
O arada insanlık, teknolojide ve üretimde olağanüstü gelişmeler kaydederken ekonomik krizlerin, gelir eşitsizliklerinin ve toplumsal adaletsizliklerin üstesinden gelmekte aynı başarıyı gösteremiyor.
Büyük Buhran ihtimali zaman zaman bir göktaşı gibi yeryüzüne yaklaşıyor.
1929'un büyük ekonomik yıkımı, 2008 küresel finans krizi, salgın döneminin ekonomik sarsıntıları...
Her defasında da piyasaların kendi başlarına bütün sorunları çözebileceği düşüncesi yeniden tartışmaya açılıyor.
Kapitalizm kısa devre yapıyor, yangın bacayı sarıyor, bazen bina yanıyor, arsayı kurtarmak sağduyulu insanlara kalıyor...
Keynes, işte bu tartışmaların tarihsel dönüm noktalarından birinde insanlığa önemli bir düşünsel miras bıraktı.
Ekonominin yalnızca üretimden, fiyatlardan, faizlerden ve piyasa hareketlerinden oluşmadığını; toplam talebin, istihdamın, yatırımların ve kamu politikalarının ekonomik yaşam üzerindeki belirleyici etkilerini ortaya koydu.
Devletin ekonomik krizler karşısında seyirci kalmaması gerektiğini savundu.
Elbette Keynes'in bütün görüşleri değişmez doğrular değildi.
Nitekim sonraki kuşaklar, çalışmalarında, onun kuramlarını eleştirdi, eleştirirken geliştirdi ve yeri geldi, yeni koşullara uyarladı.
Bilimin ilerleyişi de böyle gerçekleşiyor.
Ne var ki ekonomik düşüncenin ilerlemesi, ekonomik düzenlerin insanileştiği anlamına gelmiyor.
Güncel tablo ortada; çıplak gerçekler çok utandırıcı:
"Büyük düşlerin", kitlesel göçlerin, yığınsal yoksullukların dünyası...
Yolsuzlukların siyaseti kuşattığı, ayrımcılığın, yabancılaşmanın ve düşmanlıkların toplumsal yaşamı aşındırdığı bir çağ...
Ve kazanırken beraber, bölüşürken bencilce davranan aksak kapitalizmin cenderesinde sürdürülen hayatlar...
Öte yandan milyonlarca insan çalıştıkları hâlde yoksulluktan kurtulamıyor. Gençler gelecek kaygısıyla yaşıyor. Emekliler yaşam standartlarını korumakta zorlanıyor. Nihauet, geniş toplum kesimleri ekonomik büyümenin sonuçlarından yeterince yararlanamıyor...
İktisadi başarının yalnızca büyüme oranlarıyla ölçülmesi, işte bu nedenle eksik kalıyor.
Şunu söylüyoruz: Ekonominin gerçek başarısı, ürettiği zenginlik kadar o zenginliğin insan yaşamına sağladığı refahla da ölçülmelidir.
Türkiye açısından da üzerinde düşünülmesi gereken temel gerçek budur. Bunda ısrar ediyoruz.
Enflasyonla mücadele, fiyat istikrarı, bütçe disiplini ve ekonomik büyüme kuşkusuz önemli. Önemlidir, ancak ücretlerin satın alma gücü, istihdamın niteliği, gelir dağılımı ve toplumsal refah bu hedeflerden ayrı düşünülemez.
Ekonomi politikaları yalnızca piyasaları değil, insanları da gözetmek zorundadır.
İşte nobel ödülünün yeni sahipleri; Hall ve Woodford'un ödüle "değer görülen" çalışmaları, ekonomik istikrarın bilimsel temellerini güçlendiriyor.
Hanehalklarının beklentileri, tüketim kararları, işletmelerin fiyatlama davranışları ve para politikalarının etkileri daha kapsamlı biçimde incelenebilir hale geliyor.
Bir kez daha bize ilham veren Keynes'in düşünsel mirası, piyasa ekonomisinin kendi içerisinde yaşadığı sarsıntıların kamu politikalarıyla hafifletilebileceğini göstermesi bakımından bugün de değer taşıyor.
'Yeni Keynesçi iktisatçılar' ise bu mirası çağdaş bilimsel yöntemlerle geliştirmeyi sürdürüyor.
Ekonominin insana hizmet ettiği, üretimin refaha dönüştüğü, emeğin karşılığını bulduğu ve zenginliğin daha adaletli bölüşüldüğü bir dünya özlemi hâlâ canlı...
Tarihin tekerleği dönmeye devam ediyor.
Keynes'in düşünceleri de yeni kuşakların bilimsel çalışmalarıyla yaşamayı sürdürüyor.
Bazen Keynes, iyi ki geçtin bu dünyadan, diyesim geliyor...