Begüm ÖNCÜ'nün 25 Eylül 2026 tarihli yazısı: Deepfake Sonrası Yeni Gerçeklik
Dijital teknolojilerin gelişmesiyle birlikte görüntü ve ses kayıtları, yaşanan olaylar için en önemli kanıtlar haline gelmiştir. Özellikle mobeseler şehir içindeki güvenliği sağlamak adına öne çıkmaktadır. Bununla birlikte yapay zeka teknolojilerindeki hızlı gelişmeler sonrası özellikle deepfake olarak tanımlanan sahte görüntü ve seslerin üretilmesini kolaylaştırmıştır.
Günümüzde kullanılan uygulamalar üzerinden bir kişinin hiç söylemediği bir sözü söylemiş gibi gösterilmesi veya hiç bulunmadığı bir ortamda bulunuyormuş gibi gösterilmesi teknik olarak mümkündür. Bu durum ise görüntü ve ses kayıtlarının güvenilirliği konusunda yeni bir tartışma konusu yaratmaktadır. Bu nedenle sadece görüntüler veya ses kayıtları tek başına birer delil niteliği taşımamaktadır.
Deepfake, yapay zeka ve makine öğrenmesi tekniklerinden yararlanılarak gerçek kişilerin görüntülerinin, yüzlerinin veya seslerinin değiştirilmesi ya da yapay formatında oluşturulması demektir. Teknolojinin ilk dönemleri bu gibi işlemlerin daha sınırlı olduğu ve kolay fark edilebilir durumdayken, günümüzde üretilen bazı içerikler oldukça gerçekçi olabilmektedir. Özellikle kişinin mimikleri, konuşma tarzı ve ses tonunun taklit edilebilir olması içeriğin gerçek olup olmadığının anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. Dolayısıyla dijital çağda bir içeriğin var olmasıyla, içeriğin gerçekliği arasında doğrudan bir eşitlik kurmak gittikçe zorlaşmaktadır. Örneğin bir videoda gerçek bir olay kaydedilmiş olabilir. Fakat bu video yapay zeka tarafından manipüle edilmiş olabilir veya tamamen yapay zeka tarafından oluşturulmuş gerçekte olmamış bir durum da video haline getirilmiş olabilir. Benzer durum ses kayıtları açısından da yaşanmaktadır. Ses klonlama teknolojileri kullanılarak bir kişinin kısa bir ses örneği üzerinden o kişiye oldukça benzeyen yeni konuşmalar türetilebilir.
Bu noktada dijital adli bilişim ve içerik doğrulama teknolojileri önemli bir rol üstlenmektedir. Bir görüntünün oluşturulduğu veya düzenlendiği sırada bırakılan teknik izler, dosyanın metadata bilgileri, kayıt zinciri, dosyada yapılan değişiklikler ve işlem yapılan sunuculara ait bilgiler araştırılabilir. Ayrıca yapay zeka tarafından oluşturulan içerikleri tespit etmeye yönelik analiz yöntemleri de geliştirilmektedir. Bu alanda hazırlanan teknolojilerin de kusursuz çalışmasını bekleyemeyiz. Bu nedenle yapay zeka teknolojilerinin kullandığı üretim teknikleri geliştikçe tespit yöntemlerinin paralelde güncelleniyor olması önem taşır.
Deepfake teknolojisinin toplum açısından en önemli sonuçlarından biri ise yalnızca sahte içerik üretme kapasitesi değildir. Daha büyük sorunlardan biri ise gerçek içeriklerin de sahte olduğu düşünülebilir. Bir görüntünün gerçekten yaşanmış bir olayı gösterdiği kanıtlanabilse dahi, kişi bu görüntünün yapay zeka tarafından üretildiğini ileri sürebilir. Bu durum hukuki düzlemde de yeni bir sorun alanı oluşturabilir. Böylece yapay zeka yalnızca sahte kanıt üretme aracı olarak değil, gerçek kanıtların güvenilirliğini de tartışmalı hale getirebilir. Hukuki değerlendirmelerde kanıtın elde edilme koşulları, bütünlüğü, güvenilirliği ve diğer delillerle ilişkisi önemli hale gelecektir. Özellikle deepfake teknolojisinin yaygınlaşmasıyla beraber dijital kanıtların değerlendirilmesinde teknik uzmanlığın önemi oldukça artacaktır. Hangi dijital içeriğin hangi koşullarda delil olarak kabul edileceği, ilgili hukuk sisteminin kurallarına göre belirlenecektir. Burada en doğru yaklaşım, dijital içeriği sorgulamadan kabul etmekle, hiçbir içeriğe güvenmemek arasında dengeli bir doğrulama kültürü ve bilgi birikimi oluşturmaktır. Çünkü teknoloji geliştikçe sahte içerik üretme yöntemleri de gelişecektir.
Sonuç olarak bizlerin bir görüntünün gerçek olduğunu hangi güvenilir yöntemlerle doğrulayabileceğimizi öğrenmemiz ve ayırt edici maddeler konusunda bilinçlenmemiz önem kazanmaktadır. Dijital çağda güveninli yaşamın temeli de büyük ölçüde bu doğrulama sürecine göre şekillenecektir.