Utku KABAKCI'nın 3 Şubat 2026 tarihli yazısı: İnsan, Ekran, Her An
Mecbur muyuz derinliğinde boğulduğumuz hislerin kölesi olarak kalmaya? Bilebilsem keşke. Bilmediğimden daha doğrusu bilemediğimden değil mi zaten bunca kafa yormam? İnsan olmaya dair ne çok asil duygu mevcut ve bir o kadar da trajik boyutu var meselenin kuşkusuz. Bizatihi çelişkili bir varoluşsal vaziyet nitekim insan olmak. Ne mutlu bununla barışık olabilene, kendini olduğu gibi kabul edebilene yahut ne istediğini bilerek değişmek için çabalama cesareti gösterebilene.
Pek çoğumuz görece ivedi problemlerin girdabında kulaç atmaya harcamak zorunda kalıyoruz enerjimizin büyük kısmını ister istemez. Yine de bazı anlar oluyor ki hatırlatıveriyor bize aslında kim olduğumuzu. Bavulsuz plansız girivermek bir otel odasına mesela. Bilet sormak bir otogarda yahut sırayla tüm yazıhanelere; cam kenarı mı değil mi zerre önemsemeden. Kaygı ve ümitle engel olmaya çalışmak istemsizce sallanan bacağımıza diş hekiminin bekleme salonunda. Yine çok üşüdüğümüz başka bir sabahı anımsayıvermek otobüs durağında. Gece başımızı koymak yastığımıza.
Örnekler çoğaltılabilir kuşkusuz ancak bu lahzaları azaltan bir unsura da göbekten bağlıyız hepimiz. Cep telefonlarından bahsediyorum. Gelişen teknolojinin avuçlarımızın içine sığdırmayı başardığı ekranlardan. Yukarıda saydığım ve insanlığımıza dair envaiçeşit hisle yüzleşmek durumunda kaldığımız tüm bu anlarda bizi oyalayan renkli ve uzak dünyalara açılan pencerelerden.
Merak ettiğin kişiye merak ettiğin anda ulaşabilme lüksüne sahip olma ayrıcalığını tartışmıyorum kuşkusuz ancak yaratıcılığa açılan kapılardan en genişi olan can sıkıntısını sıkı sıkıya kilitlemek ne kadar doğru diye sorma cüretini gösteriyorum anlayışınıza sığınarak sadece. Kaldırıp kafalarımızı azıcık birbirimize baksak ya arada? Nedenler, sonuçlar, olaylar, olgular kontrolümüz dışında kalıyor ekseriyetle ama göstermeyi seçeceğimiz tepki bize ait olsa fena mı olur? Fena mı olur fon müziği refakati olmadan kulak versek efkârımıza?
Başa dönecek olursak, mecbur muyuz derinliğinde boğulduğumuz hislerin kölesi olarak kalmaya? Bilebilsem keşke. Bilmediğimden daha doğrusu bilemediğimden değil mi zaten hiç bunlara kafa yormamam?