Baha YILMAZ'ın 17 Temmuz 2023 tarihli yazısı: Lüküs Hayat, İstanbul’un Fiyatı ve Türkiye Yüzyılı
Biraz yaşı büyük olanlar hatırlarlar Zihni Göktay diye bir tiyatro sanatçısı vardır. Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun yaşayan çınarıdır. Benim onu tanımam daha doğrusu zihnime kazınmasını sağlayan Lüküs Hayat Opereti’ydi. İstanbul’da geçen bir öyküde bir konakta lüks hayat süren konağın sahipleriyle yine o konakta çalışanların arasındaki ilişkilere odaklanmıştı. Mizahi bir dille lüks hayat kavramını eleştiren, tiye alan bir eserdi.
Geçtiğimiz gün hemen hemen herkesi etkileyen akaryakıta gelen ÖTV zamlarıyla sarsıldık. Aslında sadece akaryakıt bu sağanaktan nasibini almadı. Pek çok vergi ve harca da zam geldi. Meclis’e sevk edilen ek bütçe tasarısında, bütçedeki vergi yükünün üçte biri kadar 1,1 trilyon TL bir vergi geliri öngörülüyor. 7 Temmuz zamlarının bütçe açığını karşılamayacağı, yıl sonuna kadar başka vergi artışları olabileceğini ekonomistler belirtiyorlar. Tüm bu zamlar ve meclise gelen bütçe tasarısıyla anlıyoruz ki seçim ekonomisinin verdiği hasar onarılmak isteniyor. Bu cümleme muhtemelen gülümsediğinizi görüyor gibiyim. Haklısınız mart ayında bir yerel seçim var ve yine bir seçim ekonomisi bizi bekliyor. İyimser tahminle yerel seçimler için ciddi bir bütçe ihtiyacı olduğu gözüküyor.
İstanbul’un Fiyatı
Nedeni pek basit büyük şehirleri geri almak. Bakın ekonomist Şeref Oğuz bu konuda ne diyor: “Yerel seçimlerde iktidarın temel söylemi; İstanbul’u geri almak… Yetmiyor, Ankara da geri alınacak. Hatta iddia çıtası öylesine yükseğe konuldu ki hiçbir zaman Ak Parti’nin olmayan İzmir’i dahi “yerel seçim zaferine” katmak… Hal böyle olunca büyük kentlerin seçim maliyetleri de hayli pahalı oluyor.”
Bu maliyet; bütçe bu durumdayken, enflasyon bu kadar yüksekken (ki TÜİK’e rağmen ENAG enflasyon için hiç de iyi rakamlar açıklamıyor.) bir seçim ekonomisi daha kaldırabilir miyiz? Sanırım bunun cevabı bizde gizli. Gelen vergilerden, harçlardan bu ek bütçeyi ya da seçim ekonomisini biz karşılayacağız. Nasıl peki? Cevabı çok basit. Dolaylı vergiler ile sırtımıza yüklenecek bir dizi maliyeti seve seve karşılayacağız. Görünen köy kılavuz istemez. Sizin anlayacağınız, iktidar İstanbul’u Ankara’yı geri alacak ama fiyatı ne olur, bize kaça patlar onu bilmem.
Türkiye Yüzyılı’nın Geleceği
Türkiye Yüzyılı kavram olarak ortaya atıldığında Cumhurbaşkanı Erdoğan bir kalkınma ve büyük bir Türkiye olarak takdim etmişti. Reel ekonominin güçlendirildiği, ihracatın artığı, ithal girdilerin azaldığı bir Türkiye sözüydü bu söz. Ancak geldiğimiz nokta itibariyle kuru tutmak için üretilen KKM’nin açtığı gedik. “Faiz Neden Enflasyon Sonuç” çıkarımının yerle yeksan olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Faizlerin düşürülmesine rağmen enflasyonun düşmediğini gördük ve yeniden faiz artışıyla bir normalleşme çabası olduğunu düşündüğümüz bazı adımlar atıldığını da görüyoruz. Buna itibar da edebilirdik eğer önümüzde bir seçim olmasaydı. Bu çıkarımımızda yanıla da biliriz. Seçim dönemi verilecek vaatlere ve yapılacak harcamalara bakarak anlayabiliriz ancak. Sanırım bir süre daha Türkiye Yüzyılı geniş kitlelerin duygusal reflekslerine hitap edecek bir kavram olarak bekleyecek. Şu an gündem günü kurtarmak, büyükşehirleri geri almak.(Bu arada bir siyaset bilimci dostum geçen gün şu cümleyi ifade etti: Türk toplumunun afyonu sanıldığı gibi din değil siyasettir.)
2000’li yılların başından itibaren global piyasalardaki likidite bolluğu bizi de çok etkiledi o dönemi çok kolay hatırlarsınız. Türkiye’de ciddi bir yatırım atağı vardı. İş piyasaları çok aktifti. Ancak bugün anlaşılıyor ki o dönemi çok fena halde ıskalamışız. Bol keseden bir hayli harcamışız. Bugün harcamaya alışmış bir toplum olarak bu vergi ve harçlara gelen zamlara nasıl alışırız bilmem. Büyük ustanın Lüküs Hayat Operetindeki bir replik geliyor aklıma… Repliğe rağmen soramadan edemiyorum: Acaba bu sıkışmış ekonomi ortamında kimler yan gelip yatabilir? Hadi bu sorunun cevabını da siz verin.
Lüküs hayat lüküs hayat
Bak keyfine yan gel de yat
Ne ömür şey Oh ne rahat
Yoktur eşin lüküs hayat
Yoktur eşin lüküs hayat