Elif Aybike DEMİR'in 18 Temmuz 2023 tarihli yazısı: Bazı Çocuklar, Kaderleri ve Bugünleri

Geçtiğimiz günlerde arşivimi düzenlerken yıllar önce öylesine karaladığım bir yazıya denk geldim. Şöyle bir şey yazmışım; "yaşanıp geride kalan günlerin satır araları..." Bunu okuyunca aklıma bir anda Sunay Akın'ın "Geyikli Park" adlı kitabı geldi. Zira benim için o kitap; tarihte hatırlanmayan, göz ardı edilen ya da unutturulmaya çalışılan onlarca satır arası hikâye ile dolu.

Kitabın “Çocuklar ve Katiller" başlıklı bölümünde Akın, hemen hemen herkesçe bilinen bazı çocuklardan, o çocukların hayatlarındaki birer olaydan bahsediyor. Bu yazıya konu olanı ise çoğumuzun hafızasında yer edinen ünlü bir fotoğrafta ünlü biriyle bulunan bir çocuk. Fotoğraf, Charlie Chaplin ve Jackie Coogan'a ait. Jackie Coogan... Hani şu Şarlo ile birlikte bir duvarın arkasından bakan çocuk. 

"The Kid adlı filmdeki o sevimli çocuğun bir linç olayında başrolü oynadığını kaç kişi bilir ki?" diye yazmış Sunay Akın. Coogan'ı, bahsi geçen olayda başrol yapan durum, o henüz 22 yaşındayken idam edilecek olan iki katilin boynuna ipi geçiren kişi olmasaymış. Evet Jackie Coogan hiç düşünmeden ipi katillerin boynuna geçirmiş, çünkü onlar Brooke Hart'ın yani Coogan'ın en yakın arkadaşının katilleriymiş.

Daha sonra durup kendi çocukluk fotoğraflarımı düşündüm. Bazılarında iyi bir ablayım, bazılarında küçük bir model, bazılarında fotoğrafçı, bazılarında yıllarca sürecek dostlukların başlangıç yerlerindeyim, bazılarında bir okul dergisinde yayımlanan röportajların sahibi... Jackie Coogan belki 22'sinde bir cellat olacağını bilmiyordu ama ben bugün nerede olacağımı ta 10 yaşımdan beri -çok şükür ki- biliyordum.

Hemşehri olduğumuzu, tanıştıktan dört yıl sonra bir yanlış anlama sonucunda öğrendiğim dostum (düşünün, öyle bir muhabbet ki "nerelisin" gibi basit bir soru yıllarca ikimizin de aklına gelmemiş, ona da çok şükür), kendimle ilgili düşüncelerimin çıkmaza girdiği bir zamanda bana, yanlış bilmiyorsam Yüzüklerin Efendisi serisinin üçüncü filminden bir replik söylemişti: "Olmak için doğduğun kişi ol!" Sanırım ben bu konuda şanslı olanlardanım. Az önce bahsettiğim o okul dergisinde dönemin Milli Eğitim Bakanı ile yaptığım röportaj yayımlandığında henüz 10 yaşımdaydım ve gazeteci olmaya o gün karar vermiştim.

Çok kısa bir süre öğrencisi olmuş olsam da bana o ilk röportajı yapmanın yollarını açan, hayatımın belki de en önemli kararlarından birini vermemi sağlayan, kim olmak ve bu hayatta ne yapmak isteyebileceğim konusunda bana gerçek bir seçenek sunan kıymetli öğretmenime de buradan minnetimi dile getirmiş olayım.

Tabii ki varılacak yer için çıktığım yolun henüz çok başındayım. Ama kendi hayatımın satır aralarından öğrendiğim bir şey var; eğer amacını biliyorsan, bugün değilse bile elbet bir gün... 

Aranızda hâlâ kim olduğuna karar verememiş, ona verilen hayatla ne yapması gerektiğini bilemeyenler varsa, çocukluğunu ve bu yaşına kadar beraberinde getirdiklerini iyi okusun. Kendinizden vazgeçip yaşamlarınızın cellatları olmayın. Hiçbir şey için hiçbir zaman geç değildir. Kendinizle ilgili soruların cevaplarını bulduğunuzda, olmak için doğduğunuz kişi olun.