Hatice Özlem ÖZÖN'ün 29 Ağustos 2025 tarihli yazısı: ÖZL-EMEK
“Özlem, görememenin yorgunluğudur”
Oruç Aruoba
Özlem bir başka ifadeyle hasret, insan ruhunun karmaşık derinliğinden gelen en içten ve en kadim duygularından biridir. Sadece bir şeyi ya da birini istemekten öte bir duygu olan özlem, geçmiş yaşantılara, sevdiklerine, memlekete, doğaya, sevgiliye hasret gibi çok çeşitli ve karmaşık duygular içerir, duygu olarak bir yanıyla soyut, bir yanıyla da somut bir gerçekliğe dayanır.
Zamanın gölgesidir özlem. Sen ne kadar yürürsen yürü o hep birkaç adım geriden gelir. Bazen derin bir iç çekişle ya da bir kalp sızısıyla, gözlerine çöken bir hüzün bulutuyla her şeyin önüne geçer. O an anlarsın; özlem hep seninledir, geçmemiştir, bitmemiştir, sadece bir süreliğine susmuştur. Geceleri daha ıssız, günleri ise daha uzun yapan sonsuz bir duygudur. Kalbin tam ortasında bir boşluk açar. Ne geçip giden zaman ne tanıdık bir yüz ne de bir ses doldurabilir o boşluğu. Çünkü o boşluk, yalnızca bir kişiye ya da bir ana aittir. Şair Cahit Zarifoğlu bir şiirinde adeta bu duygulara tercüman olan şu dizeleri yazmıştır: “Özlemek, ne derin bir duygu böyle. Özlemek, ne uzun bir mesafe. İnsana imtihan olarak özlemek yeter! Bir şehri, bir sesi, bir nefesi.”
İlk ayrılığın hüznüyle tanışmadan önce bile insan, yokluğun bıraktığı acıyı hisseder. Bir annenin kucağından birkaç dakikalığına uzak kalan bir çocuğun ağlamasında, gurbetteki bir işçinin memleket türküsünde, eski bir mektubun sararıp yıpranmış sayfasında, sevgilinin uzak hayalinde hep aynı iç çekiş yaşanır. Özlemek, özlediğin şeyin geri dönmesini beklemektir. Umut etmek ve beklemek ne kadar yorsa da insanı, özleyecek birinin olması ve onun hayatta olduğunu bilmek hissi güzeldir. Şiirlerinde aşk ve özlem temalarına da yer veren Özdemir Araf’ın dizelerinde olduğu gibi “Gelecekse beklenen, beklemek güzeldir. Özleyecekse özlenen, özlemek güzeldir.”
Özlem, her zaman bir kişiye veya bir yere duyulmaz. Bazen kayıp bir parçamızı ya da eski zamanlarda kalan kendimizi özleriz. O yüzden özlem, sadece bir duygu değil, bir yoldur. İnsan o yola girdiğinde hem geçmişi hatırlar hem de kendini bulur. Çünkü en derin özlemler, insanın içindeki yarım kalmış hikayelerdir.
Varlığı ile bir kalbi, bir hayatı dolduran birinin, bir anın ya da bir duygunun yokluğunda yankılanan sessiz bir çığlıktır özlem. Bazen tatlı bir sızı ile gelir. Anıların o sıcacık kucağında kaybolursun. Bazen de lav sıcaklığıyla yakıcı bir ateşe dönüşür. Yazar Melisa Kesmez ‘Atları Bağlayın, Geceyi Burada Geçireceğiz’ adlı öykü kitabında “Kalbinin bir ucunu, bir başkasınınkine teyellemek istiyor insan. Hepsi bu.’ der. Birine böylesine bağlanmışken hükmün de geçmez olur artık kalbindeki hüzne.
Yine de her şeye rağmen özlemek güzeldir. İnsan özlediği kadarıyla insandır, hatırladığı ve özlediği kadar yaşadığını hisseder. Ve özlem bütün yaşanmışlıklarımızdan, eksikliklerimizden sızan ince bir ışık gibidir. Zamana ve yaşama gölgemizi düşürür.
Elbette özlemle ilgili şimdiye dek söylenmiş ve söylenmeye devam edecek daha çok söz, yazılacak daha çok şiir ve öykü var. Ama Cemal Süreya’nın da dediği gibi “Özledim. Söyleyeceklerim bu kadar kısa ve derin.”