Utku KABAKCI'nın 27 Mart 2026 tarihli yazısı: Veri Kapitalizminin Siyasal İletişime Yansıması
Dijital çağda seçmen, yalnızca oy kullanan bir yurttaş değil; sürekli veri üreten, iz bırakan ve bu izler üzerinden analiz edilebilen bir yapıya bürünmüş durumda. Sosyal medya etkileşimleri, arama alışkanlıkları ve hatta bir içerik karşısında geçirilen kısa süreler dahi bireylerin siyasal yönelimlerine dair anlamlı göstergeler sunabiliyor. Bu tablo, siyasetçiler açısından son derece geniş ve ayrıntılı bir enformasyon alanı doğuruyor. Artık genel kitlelere hitap eden tek tip söylemler yerine, çok daha mikro grupların duygu dünyalarına, kaygılarına ve beklentilerine göre şekillendirilmiş mesajlar hazırlanabiliyor.
Tam da bu noktada, söz konusu değişim demokrasinin özüne uzanıyor. Herkesin farklı içerik akışları içinde yaşadığı, aynı gelişmeleri birbirinden kopuk ve hatta çelişkili biçimlerde deneyimlediği bir ortamda, ortak bir kamusal zemin nasıl kurulabilir? Zira kamusal tartışma, en azından belli ölçüde paylaşılan bir gerçeklik duygusuna dayanmalıdır.
Algoritmaların yön verdiği bir enformasyon ortamında, seçmenlerin özgürce karar alıp alamayacakları hususu tartışmalı hâle geliyor. Bir seçmenin, farkına varmadan maruz kaldığı içeriklerin birikimiyle belirli bir görüşe yönelmesi durumunda, özgür iradenin sınırlarını yeniden düşünmek zorunda değil miyiz?
Veri kapitalizmi ile siyasal iletişimin kesiştiği bu alan, sorunu teknik bir mesele olmaktan çıkarıp doğrudan demokratik bir krize dönüştürüyor. Çünkü gerçek bir demokrasi, salt seçimlere değil, aynı zamanda bilinçli tercihler yapabilen yurttaşların varlığına dayanır. Eğer bu bilinç, sistematik olarak yönlendiriliyor ve parçalanıyorsa, ortada kâğıt üzerinde işleyen ama özü aşınmış bir demokrasi kalmaz mı?
Belki de artık üzerinde durulması gereken temel soru şu: Biz gerçek anlamda özgür tercihler yapabilen seçmenler miyiz, yoksa giderek daha hassas biçimde hedeflenen veri kümelerine mi indirgeniyoruz? Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca siyasal iletişimin araç ve yöntemlerini değil, aynı zamanda demokrasinin gelecekte nasıl bir yapıya evrileceğini de tayin edecek.