Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 27 Mart 2026 tarihli yazısı: Yaşamın Sahnesi: Tiyatro!

Tiyatro insanın kendi gerçeğini bulduğu bir yaşam sahnesidir.

Okuldur.

Ekoldür.

Kültürdür.

İnsandır.

Toplumdur!

Elimden gelse, Türkiye nüfusunun tümünü kapsayan nitelikte kütüphaneler kurulmasına ve herkesin hayatında en az iki kere tiyatro izleyebildiği yapısallığa katkıda bulunmak isterdim.

Çünkü tiyatro, toplumsal hafızayı canlı tutan, eleştiren, düşündüren ve dönüştüren bir sanat dalı olarak, kültürel gelişimin, toplumsal sorgulamanın ve ortak vicdanın aynası olagelmiştir.

Anadolu topraklarında tiyatronun izleri, köy seyirlik oyunları, meddah, Karagöz ve Ortaoyunu gibi geleneksel formlara kadar uzanır.

Ne ki, modern anlamda tiyatro Tanzimat döneminde şekillenmeye başlamış, Batı tiyatrosunun da etkisiyle sahne, metin ve oyunculuk anlayışı dönüşmüştür.

Ve görkemli Cumhuriyet’le birlikte tiyatro, devletin kültür politikalarının önemli bir parçası hâline gelmiştir.

Gerçekten, Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü, tiyatronun yalnızca büyük kentlere değil, Anadolu’nun dört bir yanına ulaşmasını hedeflemiş; tiyatroyu bir “kamusal kültür hizmeti” olarak konumlandırmıştır.

Günümüzde Devlet Tiyatroları, Türkiye’nin birçok bölgesinde yerleşik sahneleri ve turne faaliyetleriyle varlığını sürdürmektedir.

Başta Ankara olmak üzere İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Antalya, Konya, Kayseri, Sivas, Trabzon, Erzurum, Diyarbakır, Van, Malatya ve Gaziantep gibi illerde Devlet Tiyatroları sahneleri bulunmaktadır.

Bu iller, bulundukları bölgeler için birer kültür merkezi işlevi görmekte; çevre illere yapılan turnelerle tiyatronun erişim alanı genişletilmektedir.

Ancak Tiyatro elbette yalnızca "devletin" yapısallığının bir eseri değil, gelişmiş ülkelerde görüldüğü gibi özel kesimin de uğraş alanıdır.

Bizde "özel tiyatrolar" daha çok büyük şehirlerde yoğunlaşmıştır.

Bu bağlamda İstanbul, özel tiyatro sayısı ve çeşitliliği bakımından açık ara öndedir.

Onu Ankara, İzmir, Bursa, Eskişehir, Antalya, Adana ve Mersin izlemektedir.

Özel tiyatrolar, güncel toplumsal meseleleri sahneye taşıma, deneysel metinler ve yeni oyunculuk biçimlerini deneme konusunda önemli bir dinamizm yaratmaktadır.

Bununla birlikte artan maliyetler, salon kiraları ve sınırlı destekler, bu tiyatroların en büyük sorunları arasında yer almaktadır.

Sayın Fikri Sağlar'ın Kültür Bakanlığı döneminde yurt genelinde ve nitelik temelinde sayılarının artması ve dengeli dağılmasına özen gösterilen kurumlardan biri olan Tiyatro; tüm ekonomik ve yapısal zorluklara karşın ayakta kalmayı başaran nadir sanat alanlarından biridir.

Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan ve toplum kendi gerçeğini tiyatroda bulacaktır.

Tiyatronun arkasında edebiyatın evrensel gücü, sahnesinde çok iyi yetişmiş oyuncuların emeği, yönetmeninden ışıkçısına, kostümcüsünden idari görevlisine son derecede saygın, kolektif, uyumlu bir alın teri vardır.

Tiyatro yaşamın kendisidir.

Tiyatrolarımız, yaşatılmalıdır!