Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 3 Nisan 2026 tarihli yazısı: Sporun Önemi, Gençlik ve Türkiye...

Ne anlamlı sözdür: "Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur"..

Ve devam eder Büyük Atatürk, "Ben, sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim"...

Spor gençliğin en büyük tutkusu olmak gerekir; öyledir, Türkiye, spora ve futbola aşık bir ülkedir.

Elbette Türkiye'nin veya herhangi bir ülkenin bugünü veya geleceği yalnızca ekonomik göstergelerle ölçülemez.

Yaşam kalitesi açısından asıl belirleyici olan, ülkenin genç nüfusunun bedenen, ruhen ve sosyal olarak ne kadar sağlıklı yetiştiğidir.

Gerçek ölçü budur, bu olmalıdır...

Bu bağlamda;

Kitle sporu ve gençliğin spor olanakları yaşamsal önemde bir olgudur..

Bu olgunun yeri doldurulamaz...

Spor her türlü zararlı eğilimleri engeller, sevgi içinde rekabeti beraberinde getirir; en etkin toplumsallaşma aracıdır.

Günümüz dünyasında gençlerin spordan uzaklaştığı her gün, yarının toplumsal sorunlarını çoğaltır.

Öte yandan, spor, yalnızca kas geliştirmek ya da müsabaka kazanmak da değildir.

Bundan da ötede ve önemle spor, disiplin kazandırır, zaman yönetimini öğretir, yenilgiyi kabullenmeyi ve başarıyı paylaşmayı sağlar.

Ve en önemlisi de gence, kendisiyle rekabet etmeyi öğretir.

Spor yapan bir genç, enerjisini yıkıcı değil yapıcı alanlara yönlendirir; öfkesini şiddetle değil emekle ifade eder.

Şu bir dramdır ki, günümüzde gençler, ekran bağımlılığı, sosyal izolasyon, dikkat dağınıklığı ve hızlı tüketim alışkanlığının cenderesi altındadır.

Deyim yerindeyse "terbiyesiz bir iklime verilecek en anlamlı yanıt: beden terbiyesidir!"

Gerçekten sahaya çıkan, salona giren ya da pistte koşan genç; ekranın pasif tüketicisinden, hayatın aktif öznesine dönüşür.

Bu tespit aynı zamanda bir kamusal sorumluluk alanına işaret eder...

Gençler ve her yaştan gençler için, yurt genelinde daha çok spor tesisi yapılandırılmalıdır...

Okul ile sporun bağı güçlendirilmeli ve geliştirilmelidir...

Doğru olan, çağdaş olan; sporun eğitimle birlikte ve eğitimden kopmadan ilerlemesidir.

Spor, okulun alternatifi değil; tamamlayıcısı olmalıdır.

Öte yandan, spor yapan gençlerin akademik başarılarının daha yüksek olduğuna dair çok sayıda bilimsel çalışma bulunmaktadır.

Çünkü spor, yalnızca bedeni değil, zihni de disipline eder. Programlı antrenman yapan bir genç, ders çalışmayı da planlamayı öğrenir.

Takım sporu yapan bir genç, bireysel başarı kadar ortak hedefin önemini kavrar. Bu kazanımlar, hayatın her alanına taşınır.

Evet sosyal açıdan hakkaniyet duygusunun gelişmesine de katkı sağlayan spor sayesinde "kaybettiğinde ayağa kalkmayı öğrenen bir genç", hayatta da kolay kolay yıkılmaz.

Sonuç olarak; gençlerin sporla buluşması bir tercih değil, toplumsal hatta bireysel bir zorunluluktur.

Sporla büyüyen bir gençlik, yalnızca daha güçlü değil; daha adil, daha dirençli ve daha özgüvenli bir toplum demektir.

Öyleyse haydi gençler spora; sahaya, salona, pistlere, kulvarlara!