Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 17 Nisan 2026 tarihli yazısı: Tasarruf Kavramı İçin Yeni Bir Önerim Var…
Türkiye’de tasarruf kavramı yıllardır dar bir çerçevede ele alınmaktadır.
Oysa bugünün ekonomik yapısı, tasarrufu yalnızca “harcamamak” üzerinden tanımlamayı yetersiz kılmaktadır.
Tasarruf, artık sadece biriktirmek değil; sistematik olarak kaynak oluşturmak ve bu kaynakları doğru şekilde yönlendirmektir.
Bu çerçevede tasarrufu iki ana başlık altında yeniden tanımlamak gerekmektedir:
Aktif Tasarruf (AT)
Pasif Tasarruf (PT)
Pasif Tasarruf (PT), klasik anlamda bildiğimiz tasarruftur. Hanehalkının, kurumların ve kamunun; gelirlerinden harcamayarak ayırdıkları artık değeri ifade eder.
Bu noktada önerilen sağlıklı oran, gelirin yaklaşık %20’si düzeyindedir.
Ancak tek başına pasif tasarruf, ekonomik büyüme ve kalkınma için yeterli değildir.
Asıl belirleyici olan unsur, Aktif Tasarruf (AT) kavramıdır.
Aktif Tasarruf (AT); kamunun, özel sektörün ve kurumların; vergi gelirleri, kârlar, sermaye artışları ve geçmiş dönem birikimlerinden oluşan ve belirli bir bütçe dönemi içinde yatırıma yönlendirilmek üzere tahsis edilen kaynakların toplamıdır.
AT, gerçekleşmiş yatırım değil; yatırıma tahsis edilmiş tasarruf havuzudur.
Bu yaklaşım, tasarrufu bireysel bir davranış olmaktan çıkararak sistem düzeyinde ele alınması gereken bir ekonomik organizasyon alanına taşımaktadır.
Bu çerçevede önerdiğim yeni tasarruf denklemi şudur:
Toplam Tasarruf = PT + AT
Bu model, tasarrufu iki ayrı kaynaktan beslenen bütüncül bir yapı olarak ele almaktadır.
Örneğin, 100 lira gelir elde edildiğinde; bunun ideal olarak 20 lirası Pasif Tasarruf (PT) olarak ayrılır.
Aynı dönemde kamunun ve kurumların elinde bulunan; vergi gelirleri, kârlar, sermaye birikimleri ve geçmişten devreden kaynaklarla oluşan ve yatırıma yönlendirilmek üzere tahsis edilen 200 liralık kaynak ise Aktif Tasarruf (AT) olarak tanımlanır.
Bu durumda toplam tasarruf büyüklüğü şöyledir:
Toplam Tasarruf = 20 + 200 = 220
Bu yaklaşımın ortaya koyduğu temel gerçek şudur:
Bir ekonominin gücü, yalnızca ne kadar tasarruf ettiğinde değil; bu tasarrufu ne ölçüde sistematik ve kurumsal bir şekilde harekete geçirebildiğinde gizlidir.
Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu temel sorun, yalnızca tasarruf yetersizliği değil; mevcut tasarrufların yeterince organize edilememesi ve doğru ölçeklerde harekete geçirilememesidir.
İşte bu nedenle çözüm; bireyleri daha fazla tasarrufa yönlendirmek kadar, hatta ondan daha fazla, kurumsal tasarruf mekanizmalarını güçlendirmekten geçmektedir.
Tasarruf, artık sadece bireyin değil; sistemin ürettiği ve yönettiği bir ekonomik güçtür.
Dilek budur; denklemi yukarıdadır...
Ve bu yeni yaklaşım, Türkiye için bir tercih değil, adeta bir zorunluluktur.