Utku KABAKCI'nın 6 Mart 2026 tarihli yazısı: Yapay Zekâ, Doğal Sonuçlar, Biraz da Futbol
Teknoloji şirketlerinin sunumlarında yapay zekâdan ekseriyetle bir ümit ve fırsat olarak bahsediliyor. Gelecekte her şeyin daha hızlı, daha akıllı, daha verimli olacağı vurgulanıyor. Bu vaatleri, tribünlerde atılan tezahüratlar kadar melodik buluyorum. Aralarındaki fark, tezahüratın bir anda coşkuyu gözle görülür biçimde büyütmesi; teknolojinin vaatlerinin ise zamanla ve sessizce hayatın dokusunu değiştirmesi. Bu değişimin kimin lehine olacağı hâlen muamma.
Futbolda bir maçın ritmi, sahadaki oyuncuların temposu kadar tribünün nabzıyla da belirlenir. Aynı şekilde yapay zekâ da sadece kendini oluşturan kodlardan ibaret değil; onu kullanan kurumların, medyanın, siyasetin ve tüketim alışkanlıklarının bir yansıması. Bu yansıma, çoğu zaman toplumsal duyguları biçimlendiriyor; kimi zaman bireyin aidiyet hissini pekiştirirken, kimi zaman da bireyi topluma yabancılaştırabiliyor.
Taraftarlık, aidiyetin en filtresiz tezahürlerinden biridir: bir formayı giymek, bir marşı söylemek, bir hikâyeyi paylaşmak. Ancak bu aidiyetin, kolayca yönlendirilebilir bir enerjiye dönüştürülmesi de hatta aynı enerjinin, algoritmaların yönettiği dijital alanlarda yeniden üretilmesi de pekâlâ mümkündür. Sosyal medya, kullanıcıları birer tüketiciye çevirirken; yapay zekâ, hangi içeriğin görünür olacağını, hangi duygunun çoğalacağını belirliyor.
Burada asıl mesele, teknolojinin ne yaptığı değil; kimin için yaptığıdır. Bir stadyumda pankart açan bir grup, politik bir mesajı görünür kılabilir; dijital platformlarda ise görünürlük, çoğunlukla ekonomik çıkarlarla şekillenir. Hâl böyle iken sonuç: kamusal duyguların ticarileşmesi ve kolektif hafızanın parçalanması değil midir?
Yapay zekâ savunucuları verimlilikten, maliyet düşürmeden, hızdan söz ediyor. Bu argümanlar cazip; çünkü somut fayda vaat ediyor. Fakat verimliliğin, insanın bütüncül deneyimi hesaba katılmadığında bir körleşme yaratabileceği de unutulmamalıdır. Bir öğretmenin sınıfındaki sezgi, bir gazetecinin haber seçimindeki vicdan, bir doktorun hastayla kurduğu güven; gerçekten formüle dökülebilir mi? Yapay zekâ bu alanlara girdiğinde, ölçülebilir olanı öne çıkarırken ölçülemez olanı görünmez kılma riski taşır.
Toplumun ortak alanları, yalnızca verimlilik hesaplarıyla yönetilemez. Bir stadyumun atmosferi, bir mahallenin dayanışması, bir okulun katkısı; bunlar yatırım gerektirir ama yatırımın türü yalnızca ekonomik değildir. Eğitim, kültür, katılım gibi unsurlar da yükselen toplum binasının inşasında kolon görevi görür.
Medya, futbolu nasıl bir hikâyeye dönüştürüyorsa; algoritmalar da gündelik hayatı öyle biçimlendiriyor. Haber akışları, trendler, viral içerikler… Hepsi birer yönlendirme mekanizması. Bu mekanizmalar, kamusal aklı zayıflatabilir; çünkü karmaşık meseleleri basitleştirir, duyguları kutuplaştırır, empatiyi aşındırır.
Bir toplumun sağlıklı tartışma kültürü, farklı seslerin görünür olduğu bir ekosistem gerektirir. Algoritmalar ise çoğu zaman yankı odalarını derinleştirir. Bu derinleşme, tribünde tek bir tezahüratın tüm stadyumu doldurması gibi, tek sesli bir kamusal alan doğurma riskini taşır.
Teknoloji kaçınılmaz olarak değişiyor; ancak bu değişimin hangi amaçla, hangi değerlerle yönlendirileceği bizim seçimimiz. Futbolda altyapıya yatırım yapmanın, uzun vadede daha sağlıklı bir spor kültürü meydana getirmesi gibi dijital çağda da medya okuryazarlığı, kamusal katılım mekanizmaları, eğitim yatırımları ve etik yönetişim gibi kolonları güçlendirmek de gerekiyor.