Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 10 Mart 2026 tarihli yazısı: Silahlanan Dünya, Yoksullaşan İnsanlık

Gerçekten hayat bir seçimdir, akıllı yönetimler, silaha, ateşe değil, fabrikaya, okula yatırım yapar.

Ya Dünya'nın hali?

Silahlanan Dünya ve Savaşlar

Şu çıngıraklı yüzyılın ilk çeyreği sona yaklaşırken dünya, Soğuk Savaş sonrası dönemin en yoğun silahlanma dalgalarından birini yaşamaktadır.

Büyük güç rekabeti, bölgesel savaşlar ve jeopolitik gerilimler, devletleri yeniden askeri kapasite artırma yarışına sokmuştur.

Kendini tekzip eden, kendi kendini tahrip eden; mazoşist, sadist bir devrandayız.

"Silahlanma" savunma amacını aşan bir momente evrilmiştir.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) verilerine göre küresel askeri harcamalar 2024 yılında 2,7 trilyon dolara ulaşarak tarihin en yüksek seviyesine çıkmıştır.

Dünya askeri harcamaları son on yıldır kesintisiz şekilde yükselmekte ve 2015-2024 döneminde toplam artış oranı %37’ye ulaşmış durumdadır.

Savunma ekonomisi araştırmalarına göre 2026 yılında küresel savunma harcamalarının 2,6 trilyon doların üzerine çıkması beklenmektedir.

Bu denklemde, okul yoktur, sağlık ocağı yoktur, yeni yollar yoktur, insani gelişme kaygısı ölmüştür; hiç yoktur!

"Epsteincı" Trump'ın yönettiği Amerika Birleşik Devletleri yaklaşık (bilinen)

1 trilyon dolarlık savunma bütçesiyle dünyanın açık ara en büyük askeri harcama yapan ülkesi konumundadır.

Çin ise 300 milyar doların üzerindeki bütçesiyle ikinci sırada yer almakta ve ordusunu 2035 yılına kadar modernize etmeyi hedeflemektedir.

Bu artış, Tayvan gerilimi ve Asya-Pasifik’te artan stratejik rekabetle ilişkilendirilmektedir.

Rusya ise Ukrayna savaşı nedeniyle askeri harcamalarını dramatik biçimde artırmıştır.

2024 itibarıyla Rusya’nın savunma bütçesi yaklaşık 149 milyar dolara ulaşmış ve ülke ekonomisinin yaklaşık %7’sini askeri harcamalar oluşturmaya başlamıştır.

Bu tablo, küresel sistemde yeniden çok kutuplu askeri rekabetin ortaya çıktığını göstermektedir.

Tabii burada kalmamaktadır...

"Avrupa ülkeleri" son yıllarda savunma harcamalarını hızla artırmış ve "silah ithalatı" birkaç yıl içinde üç katından fazla büyümüştür.

Son verilere göre Avrupa ülkeleri artık dünyanın en büyük silah ithalatçısı "bölgesi" haline gelmiştir ve küresel silah ithalatının yaklaşık %33’ünü gerçekleştirmişlerdir.

Korku, işte böyle kancık bir şeydir!

NATO ülkeleri de bu süreçte savunma harcamalarını artırma kararı almış ve birçok ülke GSYH’nin en az %2’sini savunmaya ayırma hedefini benimsemiştir.

Eğitime, sağlığa, sosyal güvenliğe, toplumsal entegrasyona, kültürel kalkınmaya "para yoktur"; silaha "para çoktur!"

Silahlanma yalnızca bir güvenlik meselesi değildir; aynı zamanda dev bir ekonomik sektördür...

Yiyeni, içeni, semireni çoktur!

Savunma sanayi şirketleri, devletlerin artan askeri bütçeleri sayesinde hızla büyümektedir.

ABD ve Avrupa merkezli şirketler küresel silah ticaretinin büyük bölümünü kontrol etmektedir.

Silah ticaretinin büyümesi, savaşların yalnızca siyasi değil ekonomik bir boyutunun da bulunduğunu göstermektedir.

İşin acı yanı da budur!

Küresel askeri harcamalar artarken, yukarıda da değindiğim gibi: eğitim, sağlık, iklim değişikliğiyle mücadele ve yoksullukla savaş için ayrılabilecek kaynaklar da sınırlanmaktadır.

Yüzyılın ilk çeyreği sona ererken insanlık bir yol ayrımında bulunmaktadır.

Bir tarafta artan askeri rekabet, büyüyen savunma bütçeleri ve yeni savaş teknolojileri vardır..

Diğer tarafta ise diplomasi, uluslararası işbirliği ve barış arayışı...

Silahların çoğaldığı bir dünyada güvenliğin gerçekten artıp artmadığı sorusu bugün her zamankinden daha önemlidir.

Temel soru şudur:

Daha fazla silah mı güvenlik getirir, yoksa daha fazla akıl ve işbirliği mi?

İşte bu soruya verilecek yanıt, yalnızca devletlerin değil, bütün insanlığın geleceğini belirleyecektir...