Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 6 Mart 2025 tarihli yazısı: İş Cinayetleri Kader Değildir!

Bir ülkenin uygarlık düzeyi, insanların nasıl yaşadığı kadar, nasıl hayata veda ettikleriyle de ilgilidir...

Şaka değildir yaşamak, ciddiyet ister!

İş sağlığı ve işyeri güvenliği de çağdaş toplum olmanın temel göstergesidir.

Ne yazık ki ülkemizde

'iş kazaları', daha doğru anlatımla, "iş cinayetleri" gündemdeki yerini koruyor.

Yıllardır tekrar eden acı tablolarla gündemde olan bu türden dramlar, adeta yapısal hale gelmiş ve ondan daha elem verici olarak kısmen kanıksanmış bulunuyor.

Türkiye'mizde her takvim yılında binlerce emekçi, çalışırken yaşamını yitirmekte; bu ölümler çoğu zaman çeşitli söylemlerle geçiştirilmektedir.

Bu olguya karşılık toplumda ciddi itirazlar da yükselmektedir...

Bu bağlamda, 3 Mart tarihi, TMMOB tarafından “İş Cinayetlerine Karşı Mücadele Günü” olarak ilan edilmiştir.

Bu tarih, aynı zamanda 1992 yılında Zonguldak Kozlu kömür ocağında meydana gelen ve 263 madencinin yaşamını yitirdiği büyük facianın yıldönümüdür.

Aradan geçen onlarca yıla rağmen benzer ölümlerin sürmesi, sorunun münferit değil sistematik olduğunu göstermektedir.

Türkiye, uzun yıllardır "denetimsiz serbest piyasa modelinin" cenderesi içindedir ve özelcilik her yanımızı sarmıştır.

Bizim üretim tesislerimizi "satın alan" kimi yabancı girişimciler kendi ülkelerindeki işçilere layık gördükleri iş güvenliğini ülkemizde aynı özenle tatbik etmeyebiliyorlar...

Kamu denetimi de yeterince etkili olamıyor.

Sonuçta, Türkiye’de madenler, inşaatlar, tersaneler, fabrikalar ve şantiyeler hâlâ emekçiler için yüksek risk alanlarıdır.

Bilimsel ve teknik imkânlar gelişmiş olmasına rağmen, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri ülkemizde aynı ölçüde ilerlememiştir.

Açıktır ki, önlenebilir nitelikteki kazalar bile, denetimsizlik ve ihmal nedeniyle ölümle sonuçlanmaktadır.

Resmî ve sivil kaynakların verilerine göre, son yirmi yılı aşkın sürede on binlerce emekçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetmiştir.

Bu tablo, “kader” ile açıklanamayacak kadar açık ve nettir.

Örneğin, Soma, Ermenek, Amasra, Şirvan, Mecidiyeköy, Dilovası gibi yer adları denetimsizliğin, taşeronlaştırmanın ve kâr hırsının sembolleri hâline gelmiştir.

Bu sıralı faciaların getirdiği zamansız ölümlerin ortak paydası, gerekli önlemlerin alınmaması ve sorumluların etkin biçimde hesap vermemesidir.

Oysa güvenli koşullarda çalışma hakkı, evrensel bir insan hakkıdır...

Devletin temel yükümlülüklerinden biri, çalışanların yaşamını ve sağlığını korumaktır.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği, piyasa koşullarına bırakılabilecek bir alan değil; kamusal sorumluluk gerektiren yaşamsal bir konudur.

Bu ödev paylaşılamaz, sulandırılamaz, ertelenemez bir kamu görevidir...

Bununla birlikte son yıllarda bu alanda yapılan düzenlemeler sorunu çözmek yerine derinleştirmiştir.

İşçi sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde işverenle sözleşme ilişkisi içinde çalışan iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimleri, mesleki bağımsızlıklarını çoğu zaman kullanamamaktadır.

Aynı şekilde, işyerlerinde verilmesi zorunlu eğitimler yeterli düzeyde yapılmamakta; fiziksel ve kimyasal risk ölçümleri kamusal denetimden uzaklaştırılmaktadır.

Bu durum, meslek hastalıklarının ve iş cinayetlerinin görünmez kılınmasına yol açmaktadır.

Bir diğer temel sorun ise sendikal örgütlenmenin önündeki engellerdir.

Örgütsüz bir çalışma yaşamında emekçiler, hak ihlallerine ve güvensiz koşullara karşı savunmasız kalmaktadır.

Sendikal hakların güçlendirilmediği bir ortamda işçi sağlığı ve iş güvenliği alanında kalıcı bir ilerleme sağlanması asla mümkün değildir.

Daha güvenli bir iş ortamı için;

*Bilimsel ve teknik ölçütlere dayanan, bağımsız ve kamusal bir denetim sistemi kurulmalı, *Üniversitelerin, meslek örgütlerinin ve sendikaların katılımıyla, *idari ve mali açıdan bağımsız bir ulusal işçi sağlığı ve güvenliği yapısı oluşturulması düşünülmelidir...

"İş cinayetleri" -bence- ancak insancıl sol politikalarla durdurulabilir.

Emekçilerin çalışırken ölmediği, sakatlanmadığı ve güvenceli biçimde yaşamlarını sürdürebildiği bir düzen, uygarlığın gereği ve toplumsal bir zorunluluktur.

Üretken emeğin sahibi insan en değerli varlıktır.