Utku KABAKCI'nın 24 Mart 2026 tarihli yazısı: Tekno-Elitlerin Yükselişi

Tarihe baktığımızda her büyük teknolojik sıçramanın yeni toplumsal sınıfların doğmasına zemin hazırladığını görüyoruz. Günümüzde ivmelenen dijitalleşme ve yapay zekâ temelli iş modellerinin de benzer bir sonuç doğuracağı açıktır. Bir yanda algoritmaları yöneten, veriyi işleyen ve toplumun neyi tüketeceğini belirleyen yeni bir sınıf yükselirken; diğer yanda çoğu kez bunun farkında dahi olmadan, her tıklamasıyla ve her etkileşimiyle bu devasa veri havuzunu besleyen, ancak sistemin işleyişine dair sınırlı bilgiye sahip olan bir kullanıcı kitlesi oluşuyor.

Bu yeni toplumsal ayrım, yalnızca iktisadi güç dengelerini değil, aynı zamanda bilgiye erişim ve karar alma mekanizmalarını da köklü biçimde dönüştürüyor. “Tekno elitler” ifadesiyle adlandırılabilecek kesim, sahip olduğu teknik bilgi ve veri işleme kapasitesi sayesinde sadece piyasaları değil, kültürel eğilimleri ve kamusal tartışmaları da yönlendirebilecek bir etki alanı kazanırken; geniş kullanıcı kitleleri, algoritmalar vasıtasıyla şekillendirilen suni bir gerçeklik içinde hareket ediyor.

Bu durum bireysel tercihlerin ne ölçüde özgürce yapıldığı, mahremiyetin sınırlarının nerede başlayıp nerede bittiği ve dijital okuryazarlığın yeni bir toplumsal eşik hâline gelip gelmediği gibi önemli soruları da beraberinde getiriyor. Dolayısıyla dijitalleşmenin sunduğu imkânlar kadar, bu imkânların kimler tarafından ve nasıl kontrol edildiği hususları da geleceğin toplumsal yapısını belirleyen temel unsurlar arasındaki yerini alıyor.

Dijitalleşme ve yapay zekâ çağında ortaya çıkan bu yeni sınıfsal ayrım, yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil, aynı zamanda güç, bilgi ve bilinç düzeyleri üzerinden biçimlenen derin bir toplumsal yapılanmadır. İşte tam da bu yüzden asıl mesele, yalnızca teknolojiyi üretmek ya da kullanmak değil; onu sorgulayabilen, anlayabilen ve yön verebilen bir toplumsal şuur inşa edebilmektir.