Baha YILMAZ'ın 10 Nisan 2023 tarihli yazısı: Ticaret Odaları, İngilizler ve Envanter Meselesi

Osmanlıda ekseri ticaret ile uğraşan ve özellikle üretilen malları yurt dışına satan sınıfın azınlıklar ya da Osmanlı sınırları içinde yaşayan farklı ülkelere ait tüccarların olduğunu biliyoruz. Bu ticaretin ağırlıklı alanın ise tarıma dayalı ürünler olduğunu söylemek lazım. Örneğin Bursa, İzmir, Ankara(nispeten) ve tabi ki İstanbul bu ticari sınıfın yoğunlaştığı illerdir. Belirtmek gerekir ki; Osmanlının sanayi ürünlerinde geri plana düşmüş olması özellikle sanayileşme sürecini tamamlayan ve seri üretime geçmiş olan İngilizler için önemli bir pazar avantajı sunuyordu. İngiltere’nin ucuz ve seri üretime dayalı ürünler vardı. Osmanlının ise bu ürünlere alacak potansiyel bir pazarı.

Tam da bu nokta da İngilizlerle yapılan Balta Limanı Ticaret Antlaşmasını hatırlamakta fayda var. Mustafa Reşit Paşa tarafından imzalanan antlaşmanın Osmanlıya çok ağır bedelleri olmuştur. Burada özellikle ekonomik ve sosyal bedellerinden biraz bahsetmekte fayda var.

Anlaşma sonrası David Urquhart’ın; “Eğer doğru söylemek gerekirse…böyle bir anlaşmanın karşısında Türk ve İslam alemi fazla dayanamaz.” dediği anlaşma, 1 Mart 1839’da yürürlüğe girmiştir. Bölge ekonomisinde yeni bir dönem başlamıştır. İç gümrüklerin, tekellerin ve yasakların kaldırılması ile İngiltere’nin sanayi malları Osmanlı pazarlarını doldurmuştur. Sıkı mevzuat ve vergi kontrolü altında sınırlı üretimlerini sürdürmeye çalışan Osmanlı esnaf ve ticaret erbabı ise, yoğun bir sanayi malı rekabeti ile karşılaşmıştır.

Birkaç örnek verelim: 1838-1845 yılları arasında Osmanlı Devleti İngiltere’den daha çok pamuklu dokuma, demir, çelik, yünlü dokuma, rafine edilmiş şeker, bıçak, kaşık, teneke, saç, işlenmiş ipek ve sömürgelerinden kahve, çay ve biber ithal etmiştir. İhraç malları ise, pamuk, boya kökü, ham ipek, meşe palamudu, kuru üzüm, işlenmemiş yün, afyon, gül yağı, incir ve Tiftik’ten oluşmuştur. Bu dönemde İstanbul, ülkenin en önemli ithalat limanı iken, İzmir, Beyrut, Selanik ve Trabzon, başlıca ihracat limanlarıdır. Bu limanlardan Osmanlı Devleti 37 çeşit mal ithal ederken 27 çeşit mal ihraç etmiştir. Pamuklu ürünler İngiltere’nin ihracatında en önemli kalemi oluşturmuştur. Manchester, Liverpool ve Birmingham fabrikalarının ürettiği pamuklu dokumalar, Osmanlı pazarlarına akmıştır. 1825’de İngiltere, Osmanlı Devleti’ne toplam 490.413 Sterlin pamuk ipliği ve pamuklu dokuma ihraç ederken bu rakam, 1855’de 3.722.983 Sterlin’e yükselmiştir. Aynı dönemde İngiltere’nin toplam pamuklu ihracatı, 18.788.016 Sterlin’den, 34.763.792 Sterlin’e yükselmiştir. İngiltere’nin toplam pamuklu ihracatı 2 kat artarken Osmanlı Devleti’ne olan ihracatı 7,5 kat artmıştır.

İngiltere’nin ucuz sanayi mallarının Osmanlı Devleti’ne girişi ile yerel sanayi çökmüştür. Pamuklu tekstil, Osmanlı Devleti’nde en geniş ve hızlı tahribata yol açan sektör olmuştur. Pamuklu ve yünlü dokuma işletmelerinin kârları yarı yarıya, hatta üçte bire düşmüştür. Kırk yıl öncesine oranla, işletme sayısı on kat azalmıştır. Ahmet Yücekök’ün Emperyalizmin Yörüngesinde Osmanlı İmparatorluğu adlı çalışmasında bu yıkımı şöyle ifade eder; “Osmanlı Devleti’nin o kadar mütenevvi, sayısı o kadar fazla olan ve yalnız mahalli istihlake mahsus eşyayı temin etmekle kalmayıp bütün Şark’a ve Avrupa’nın birçok mıntıkalarına ihracat yapan imalathaneleri şimdi, (1844-1845) ya hiç mevcut değildir yahut tam bir inhitat içindedir.” Yücekök devam eder; “Keçi yününden yapılmış Ankara Şali olarak bilinen kumaşları, Sakız Adası terlikleri, Tokat’ın alacaları, Selanik’in krepleri ve tülleri, İzmir’in ve Bulgaristan’ın bazı kasabalarında, özellikle Yasköy’de üretilen halılar ve hayvan gücü kullanımının yaygın olduğu bu dönemde, Türklerin Avrupa’da rakipsiz oldukları Eğercilik… gibi emek yoğun sektörler de kaybolmuşlardır.”

Sanayinin çökmesi bir tarafa daha vahim sonuçlar doğuracak bir gelişmede ekonomide üretim ve ticaretin el değiştirmesi olmuştur. 1838 Osmanlı-İngiliz ticaret anlaşması ile ülke, İngiltere pazarına dönünce devletin sıkı mali kontrolü altındaki Osmanlı yerel sanayisi ve ticareti çökmüştür. Bunların yerlerini, kapitülasyonlar ile mevcut mevzuat ve uygulamalardan muaf olan Rum, Ermeni ve Musevilerden oluşan azınlıklar ve ülkedeki yabancılar almışlardır. Ekonomi ve ticareti ele geçiren bu yeni sınıf, devletin siyasi ve diplomatik ilişkilerini de tekeline almış, bir kast haline dönüşmüştür. Yabancı devlet imtiyazlarından yararlanarak kısa sürede güç olan Osmanlı tebaasındaki azınlıklar, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın Osmanlı Devleti içerisindeki doğrudan muhatapları olmuşlardır. Azınlıkların büyük bir kısmı Osmanlı otoritesinden kurtulmak için Avrupa devletleri ile doğrudan iş birliğine girmişlerdir. Emek yoğun sektörlerde çalışan Osmanlı Müslüman ahalisinin gelirlerinin düşmesiyle ve yoğun bir yoksulluk ile, bu gelişen yeni ve azınlık sınıfa karşı bir düşmanlık beslemeye başlamış, toplumsal huzurun yerini yoğun bir ötekileşme duygusu almıştır.

1838 Balta Limanı antlaşmasının bir diğer önemli etkisi ise Ticaret odalarının kurulmasıdır. İstanbul Ticaret Odasının kuruluşundan önce İngiliz ve Fransız tacirlerin kendi özel çabalarıyla kurulan ticaret odaları olduğunu biliyoruz ancak Osmanlının ilk resmi Ticaret odası olan İstanbul Ticaret Odasıdır. Akabinde İzmir ve diğerleri peşi sıra gelmiştir. Ticaret odalarının kuruluşundaki birkaç saiki ifade etmekte fayda var.

Bölgelerde ticaret yapan tacirlerin ve üretim erbabının bir kurumsal bir çatı altında toplanması ve tespiti.

Üretime ve ticarete dayalı faaliyet kollarındaki hizmet ve ürünlerin tespiti olarak sayabiliriz.

Yani bir nevi bir envanter tespitidir ya da gayretidir, Ticaret Odalarının kuruluşu. Ancak pek konuşulmayan ya da dile getirilmeyen bir diğer husus ise odaların kuruluşunda İngilizlerin etkisidir. Osmanlıya giren malların kimlere, nasıl ve hangi koşullarda satılması için ticaret yapan erbabın bilinmesinin bir zaruret olduğu açıktır. Osmanlı sanayisinin çökmesi pek çok şeyi geciktirmiştir. Toplum, birey, sınıf, gelişmişlik vs… Tüm bunlar üzerine daha sonra değinmek temennisiyle, yorumu ve sonucu okuyucumuza bırakıyorum.