Baha YILMAZ'ın 13 Nisan 2023 tarihli yazısı: Ticarette Kural Oyunu Bozar

Batı aydınlanmasını tarihçiler genellikle 17'nci ve 18'inci yüzyıl olarak görürler. Aydınlanmayı akılcı düşünme olarak ya da klasik felsefenin yerini alan yeni bir düşünme biçimi olarak ele alabiliriz. Kurucuları olarak René Descartes ve Gottfried Wilhelm Leibniz kabul edilir. Almanya'da Johann Gottfried Herder, Immanuel Kant, Christian Wolff; Fransa'da Denis Diderot, Claude Adrien Helvétius, Baron d'Holbach, Montesquieu, Jean-Jacques Rousseau, Voltaire; Büyük Britanya'da David Hume, John Locke ve Thomas Paine bu akıma öncülük yapan ya da Aydınlanma çağını geliştiren düşünürlerdir. Aydınlanma ile rasyonel aklın devreye girmesi, bilimsel düşüncenin öne çıkması batıya pek çok kazanım sağladı. Bunları detaylandırmaya gerek yok. Ancak en önemli kazanımı hayatı ve tüm alanları standardize etmesi ve pek tabi ki hukuk kavramının devreye girmesi, Aydınlanmanın en önemli sonucudur denilebilir.

Peki Müslüman coğrafya bu aydınlanmadan neden etkilenmedi ya da Müslüman Coğrafyada neden bir aydınlanma hareketi olmadı? Soruları akla gelebilir. Aslında bu durumu sağlayacak birkaç çıkış ve fırsat olmadı değil. Örneğin, Endülüs İslam Devleti böylesi bir aydınlanma gerçekleştirebilirdi ancak Endülüs Emevî Krallığını Kastilya Krallığı yıkmış ve bu süreci engellemiştir. Bir diğer cılız çıkış ise Bağdat’ta yeşermiş ama Moğollar tarafından Bağdat’ın ele geçirilmesi bu süreci daha yeşermeden önlemiştir.

Gelelim fırsat olarak tanımlayabileceğimiz durumlara… Aslında Anadolu bu Aydınlanmayı gerçekleştirebilirdi. Kimin tarafından derseniz Ahiler eliyle cevabını çok rahat verebilirim. 1200’lerin başı itibariye gelişen Ahilik; öncelikle bir mesleki formasyona sahip olma, uzmanlaşma ve standart üzerine kurulmuş bir meslek örgütlenmesi olarak tanımlanması gerek. Şöyle bir araştırma yaptığınızda Ahiliğin bir fütüvvet(fetih) teşkilatı vurgusunun öne çıktığını görürsünüz oysa ki bu vasfından ziya de meslek kavramının öne çıkartılması, üretimin ve değer oluşturanların kıymetlendirilmesi kavramlarının daha baskın bir derinlik ihtiva ettiği görülür. Batı’da gerçekleşen Aydınlanmanın en önemli argümanı meslek ve bilgi üretmek üzerineydi. Üstelik üretilen bilgi ya da mal veya hizmet olsun bir kalite telaşının varlığını ortaya koymuştur. Ölçülebilir, standartları olan…

Bir diğer etkisi ise entelektüel ve estetik birikimi gerçekleştirecek sermayedar sınıfının oluşması. Ki biliyoruz ki Aydınlanma ile orta sınıfın eline maddi bir varlık alanı geçmiş bugün burjuva dediğimiz bu insanlar gelişmenin önünü açmıştır. Hatta bu sınıfa teşne olan entelektüeller için Peny Üniversiteleri kurulmuştur. Bilgi ucuza ve geliştirilebilir bir alan olarak bu burjuvalar sayesinde geliştirilmiş ve yaygınlaştırılmıştır. Bir diğer etkisi ise yönetim kavramına hukukun girmesidir. Eğer Ahiler önce bir çekirge sürüsü gibi Moğollar tarafından sonrasında Osmanlılar tarafından süpürülmeseydi. Bugün Anadolu’da ciddi bir sermayedar sınıftan, kent seçkinlerinden ya da sanatkarlarından bahsediyor olabilirdik. Pek tabii ki, bu yazının da konusu olan kurallı bir ticaret ve hukuk kavramlarının devreye girmesi demekti bu. Kamusal alanların oluştuğu, bir üretim geleneği olan, kurallara riayet eden bir refah toplumu oluşturabilirdik.

Bir dip not olarak belirtmekte yarar var. Ahiler bir dönem, yaklaşık 70-90 yıl boyunca Ankara’yı yönetmiş ve ciddi bir gelişme de kat etmişlerdir. Neden derseniz? Cevap basit! Ticaret kural (Hukuk) ve standart altında gelişir. Ne diyelim, aklın yolu bir.