Tuğba EROĞLU'nun 29 Temmuz 2023 tarihli yazısı: Türkiye'nin Toplumsal Yapısı ve "Adak" Filmi

İnsanın varoluşsal özünde yer alan bir yönelim ve bağlanma nesnesine dönük eğilimlerin ve yaşanan süreçlerin getirdiği yaşantıların kurumsal bir dini inanç alanıyla bütünleşmesi sonucu, iman tecrübesi bireyin yaşamında güçlü bir yer edinir. Zaman zaman sorgulama, zaman zaman şüphe evreleri geçirerek her gelişim, döneminin psikososyal karakterine göre değişimler içerir.

Din, bireyin ana konusudur. Din; bireyin hayatını, düzenini, yaşam biçimini ve ahiretini düzenler. Bu nedenle din ve birey arasında doğrudan bir ilişki vardır. “Din, güzel ahlaktır” sözünden yola çıkarak bir birey, dininin gerekliliklerini yerine getirdiği sürece Allah tarafından dini sorumluluklarını yerine getirdiği için bazı yararlı niteliklere sahip olabilir. İslam dini de dâhil olmak üzere her din, bireyin kötü şeylerden uzak durmasını, ahlaklı olmasını, toplum ile uyum içinde yaşayarak sosyal olmasını sağlar. Her ne kadar İslam dininin dışındaki dinleri artık hükümsüz sayanlar olsa da diğer iki dine tabi olanlar da mevcuttur.

Bilindiği gibi İslâm’da Batı tarihinde olduğu anlamda teokrasi yoktur. İslâm’da aslolan, her türlü icraatın Kuran’ın açık hükümlerine ters düşmemesidir. Türk devleti geleneği de buna dikkat etmeye çalışmıştır. Dolayısıyla bu gelenekte din konusunun bir din problemine dönüştüğü zamanlar yok gibidir. Daha yumuşak bir deyişle, din-devlet ilişkisi alanında çözülemeyecek ciddi problemler ortaya çıkmamıştır.  

Türk yönetim anlayışı, tarihi seyir içinde oldukça gerçekçi ve pratik-pragmatik davranmıştır. Başta şeyhülislam olmak üzere, ulema sınıfının yönetim sistemi içinde yer alması, burada belirleyici baş faktör olmuştur. Bu, Türk siyaset tarihinde "devlet sistemi içinde din" anlayışının kök salmasının da başlıca sebeplerinden biri, belki de en önemlisidir.

Adak filminde, Mümin, (Tarık Akan) Allah’a inanan, dinine bağlı ve geçimini zor şartlar altında yaşayan bir adamdır. Köyde gördüğü Gülbahar'la (Necla Nazır) kaçarak evlenirler. Filmde dini nikâhın kıyılışı uzun bir şekilde gösterilmektedir. Mümin ve Gülbahar, köyü terk ederek şehre yerleşirler. Bu süre zarfında Mümin hamallık, taş kırma gibi ağır işlerle ailesine bakmaktadır. Toprakta çalışırken, başındaki kâhyanın karpuz yiyerek "Aferin, her hâline şükretmeli insan, varlık da yaradandan, yokluk da" söylemi ile varlıklı ve yoksul insanların ilişkisinde dinin kullanıldığına vurgu yapılmıştır. Yine memur bir ailenin yanında çalıştığı esnada evin hanımının Mümin'in hamile eşi için "Hastaneye götürmeyi ihmal etme, ebe ile olacak iş değil" sözü üzerine Mümin'in "Allah verir, Allah alır" cümlesiyle dini nasıl yanlış yorumladığı gösterilmektedir. Dinimiz bize herhangi bir olay karşısında gereken tüm tedbirleri almamız ve sonucunda ise Allah'a tevekkül etmemizi öğütlemektedir.

İlk çocukları doğar, büyümeye başlarken yeniden köye dönerler. Bir süre sonra Mümin, Çukurova'ya çalışmaya gider.

Bulduğu fırsatlarda namazını kılmayı da ihmal etmez. Burada iftira sonucu hırsızlıkla suçlanarak hapse girer. Hapishanedeyken öncesinde maruz kaldığı ağır şiddete rağmen küçük pencereden cami ve gelen ezan sesi ile teyemmüm abdesti alarak namaz kılışında, başını secdeye her koyduğunda görüntüye Hz. İbrahim'in oğlu Hz. İsmail'i, Allah yolunda kurban edişinden kareler gelmesi ve bundan etkilenerek o esnada iftiradan kurtulmak için eğer bir erkek çocuğu daha olursa, onu Allah yolunda adayacağını söyler.

Hapisten kurtulduğunda eve geri döner ve karısının hamileliğinin sonlarında olduğunu görerek şoka girer. Gece gündüz, vakitsiz namaz kılarak doğacak çocuğun erkek olmaması için dua eder fakat çocuk erkek doğmuştur.

Köyde yağmur yağmaz, çıkılan yağmur duaları sonuçsuz kalır, hayvanlar ölür, Mümin'in büyük oğlu hastalanır. Köyün imamı sohbet sırasında "Birimizin yaptığı günahtan dolayı Allah hepimizi cezalandırır" demesi üzerine Mümin "Ahde vefa göstermeyenlerin cezasını herkes mi çeker?" diyerek namazını daha çok sıklaştırır fakat köy kurumuştur, herkes yokluk çekmeye başlamıştır.

Filmde birçok dini motife de yer verilmiştir. Gülbahar'ın evlenmeden önceki evinin dışındaki cami resmi, Mümin'le yaşadığı evin dışındaki Kur'an-ı Kerim'den alıntı yazılar ve filmde görülen Hz. İsmail'in kurban edilirkenki resmi, bunlara örnektir.

Mümin tüm olanlar sonucunda küçük oğlunun gözlerini bağlayarak kurban bıçağını dualarla çocuğun boynunda gezdirmeye başlar ve onu kurban eder. Çünkü ''Hz. İbrahim olayı'' gibi görür bu olayı. Sağdan soldan duyduklarıyla bu inanca körü körüne bağlanmıştır.

Filmde Mümin hem dine hem de akla aykırı davranmıştır. Dinimiz bize düşünmeyi emreder. Sorgulamadan körü körüne her duyulana inanılan ve akla uygun olmayan her şey aynı zamanda dine de aykırıdır. Din, okumayı, araştırmayı tavsiye eder. Kendimize hayırlı olan her şey dini açıdan da hayırlıdır. Esas olarak önemli olan dini doğru öğrenebilmek ve yorumlayabilmektir.