Dr. R.Bülend KIRMACI’nın 30 Ocak 2026 tarihli yazısı: Altın Anahtar: Mesleki Teknik Eğitim...
Her kapıyı açan, asıl ihtiyacımız olan "ara insan gücüdür".
Yani mesleki ve teknik okullar...
Eğitim, planlama anlayışına dayandığında bu konuda başarılar sergiledik.
Arkada kalan yıllarda "tabela üniversiteleri" açtık, ancak bu konuda ilerlemedik.
Türkiye, uzun yıllardır kalkınma, sanayileşme ve istihdam sorunlarını tartışıyor, yaşıyor ve taşıyor...
O arada, genç işsizlik oranları, ara eleman açığı, nitelikli iş gücü yetersizliği ve de sanayinin “eleman bulamıyoruz” yakınmaları tavan yaptı.
Gerçekten, TÜİK verilerine göre 15–24 yaş grubunda genç işsizlik oranı son yıllarda yüzde 20 bandında seyrediyor.
Bu oran açısından da OECD ülkeleri arasında olumsuz sıralardayız.
Sanayi ve hizmet sektörlerinde evet 'yüz binlerce pozisyon', uygun nitelikte eleman bulunamadığı için atıl kalıyor.
Bu tabloya rağmen çözümün en önemli ayaklarından biri olan ve benim "altın anahtar" dediğim mesleki ve teknik eğitim, hak ettiği stratejik önemi kazanabilmiş değil...
Türkiye’de ortaöğretimde mesleki ve teknik eğitim alan öğrenci oranı yaklaşık yüzde 40 civarında olmasına rağmen, bu öğrencilerin önemli bir kısmı mezuniyet sonrası kendi alanında istihdam edilemiyor.
İş bulanlar ise, ya düşük ücretli ya da düşük ücret artı güvencesiz işlere yöneliyor.
Buna karşılık, gelişmiş ülkelerin deneyimleri, birikimleri açıkça gösteriyor ki: güçlü bir sanayi altyapısı, ancak güçlü bir mesleki ve teknik eğitim sistemiyle mümkündür.
Hep Almanya örneği verilir ve bunun toplumsal bilinçaltında bir izi olsa gerekir: "Onların yaptığını biz de yapsaydık", gurbete emek gücü göndermek zorunda kalmazdık!
Evet, Almanya’da öğrencilerin yaklaşık yüzde 50’si çifte mesleki eğitim sistemine dâhil olurken, bu sistemde mezunların istihdam oranı yüzde 85’in üzerindedir.
Dünyanın "refah gölü" İsviçre’de bile bu oran yüzde 70’lere yaklaşmaktadır.
Türkiye’de ise meslek lisesi mezunlarının alanlarıyla uyumlu istihdam oranı hâlâ yüzde 50’nin altında seyretmektedir.
Bizim sanayi odalarının raporlarına göre imalat sektöründe ihtiyaç duyulan ara eleman açığı 1 milyona yaklaşmaktadır.
Mesleki ve teknik eğitim sistemimiz, piyasanın gerçek ihtiyaçlarıyla yeterince örtüşmemekte; öğretim programları hızla değişen teknolojiye ayak uydurmakta zorlanmaktadır.
Lojistik, otomasyon ve yeşil dönüşüm gibi alanlarda nitelikli teknik personel ihtiyacı artarken, okullardaki donanım ve öğretim içerikleri çoğu zaman geriden gelmektedir.
Aslında mesleki eğitim, sadece bir istihdam aracı değil; aynı zamanda gelir dağılımı adaletsizliğini azaltan önemli bir toplumsal mekanizmadır.
Türkiye’nin artık mesleki ve teknik eğitimi tali bir alan olmaktan çıkarıp kalkınma stratejisinin merkezine koyması gerekmektedir.
Bunun için her zaman ifade etmeye çalıştığım gibi; okul – sanayi iş birliği gerçek anlamda kurulmalıdır...
Unutulmamalıdır ki güçlü bir Türkiye, sadece üniversite mezunlarıyla değil; iyi yetişmiş teknisyenleri, ustaları ve üretim insanlarıyla mümkündür.
Nihayet, mesleki ve teknik eğitim, Türkiye’nin geleceği için bir seçenek değil, zorunluluktur.