Sibel BAY'ın 29 Ocak 2026 tarihli yazısı: Korku Filmleri Neden Mutlu Bitmez?
Korku filmleri çoğunlukla seyirciyi rahatlatmak yerine rahatsız edici bir his uyandırır. Film sona erse dahi kötülük tam olarak bitmemiştir. Karakter kurtulsa bile dünya eski güvenli halinde değildir.
Peki korku sineması neden mutlu sonlardan kaçınır?
Bu soruya yönelik ilk cevap, korku türünün doğasında saklıdır. Korku, güven duygusunun bozulması üzerine ortaya çıkar. Ölüm, bilinmezlik, tekinsizlik ve tehdit gibi insanın en temel endişelerine temas eder. Bu endişeler gerçek yaşamda da genellikle net biçimde çözüme kavuşmaz.
Sinema, özellikle korku sineması, bu çözümsüzlük durumunu objektif biçimde gösterdiğinde etkisi güçlenir. Mutlu bir şekilde biten son, anlatının başından beri oluşturulan tehdit duygusunu bozguna uğratarak korkunun gerilimini düşürebilir.
Seyirci tarafından bakıldığında ise korku filmlerine yönelmenin paradoksal bir yönü bulunur. İnsanlar korkuyla karşılaşmak istemez ancak kontrollü bir korku deneyimini yaşamak isterler.
Sinema salonu ya da ekran, güvenli bir alan oluşturur. Seyirci gerçek bir tehlikeye maruz kalmadan bu yoğun duygularla yüz yüze gelir. Bu yüzleşmenin maksadı rahatlamaktan öte gerilimi deneyimlemektir. Bu sebeple seyirci, korku filminden “iyi hissetmek”ten ziyade “etkilenme” beklentisiyle çıkar.
Mutlu sonlar çoğunlukla düzenin yeniden kurulmasını temsil eder. Bununla birlikte korku filmleri düzenin ne kadar kırılgan olduğunu ifade eder. Kötülüğün tümüyle sona ermediği finaller, seyirciye dünyanın kontrol edilemez bir yer olduğunu gösterir. Bu rahatsız edici düşünceye karşın izleyici bu sonları kabullenir. Çünkü bu anlatılar, gündelik yaşamda bastırılan korkuları dile getiren bir alan oluşturur.