Sibel BAY'ın 14 Ocak 2026 tarihli yazısı: Sinema Gerçekliğin Yansıması mıdır?

Işıklar söner, perde aydınlanır ve iki saatliğine farklı yaşamların içine giriş yaparız. Kimi zaman bir işçinin yoksulluğuna, kimi zaman bir aşkın imkansızlığına, kimi zaman da hiç var olmayan dünyalara dahil oluruz.

Peki, izlediğimiz bu öyküler gerçekten yaşamın bir yansıması mıdır, yoksa sadece ustaca kurgulanmış bir kaçış mekanı mıdır?

Sinema, başladığı günden bu yana gerçeği aktarma iddiası barındırır. Savaş filmleriyle tarihin acı yüzünü, toplumsal filmlerle adaletsizliği, aile dramlarıyla günlük yaşamın hassasiyetini gözler önüne serer.

Bu filmler, çoğunlukla yaşamakta olduğumuz dünyaya ilişkin ayna tutar, görmezden geldiklerimizi, konuşmaktan kaçındıklarımızı perdeye aktarır. Bu boyutuyla sinema, sadece bir sanat dalı değil, bununla beraber güçlü bir toplumsal hafızadır.

Sinema eksiksiz biçimde gerçeğin kendisi değildir. Yönetmenin bakış açısı, senaryonun seçtiği anlar ve kameranın kadrajı gerçeği süzer, tekrar biçimlenir. Gerçek yaşamda alelade olan birçok ayrıntı filmde dramatize edilir, anlam kazanır, duygular yoğunlaşır. Bu sebeple sinema, yorumlayarak yansıtır.

Öte taraftan fantastik ve bilim kurgu filmleri, ilk bakışta gerçeklikten tümüyle kopuk gibi görünür. Bununla birlikte bu türler dahi insanın korkularını, umutlarını ve geleceğe yönelik endişelerini anlatır.