Sibel BAY'ın 7 Ocak 2026 tarihli yazısı: Tahammülsüzlük Yeni Normalimiz Haline mi Geldi?
Son zamanlarda çokça hissettiğimiz ancak adını koyamadığımız duygulardan biri olan tahammülsüzlük yaşamımızın bir parçası haline geldi. Trafikte bir korna sesiyle baş gösteren öfke, sosyal medyada tek bir sözcükle büyüyen linç kültürü, günlük yaşamımızda en küçük problemle taşan sabırlar…
Eskiden sabır duygusu daha mı yoğundu, yoksa yaşamı yorumlama biçimimiz mi nu şekildeydi? Temel olarak sorun, sabırdan öte yavaşlama lüksünü yitirmiş olmamızdan kaynaklanıyor. Hız odaklı yaşama rutinimiz, yaşamımızın her bir bölümüne sirayet ediyor. Çoğunlukla yavaşlık ayıp, anlamaya çabalamak zaman kaybı ve susmak zayıflık olarak algılanıyor.
Tahammül, farklı olana karşın bir arada durabilme yeteneğidir. Bununla birlikte, artık farklı düşüncelere değil, farklı tona dahi dayanamıyoruz. Aynı biçimde düşünmeyen değil, aynı biçimde konuşmayan da bizde rahatsızlık hissi oluşturuyor.
Bunun yanı sıra tetikte olma durumu da sabır göstermemizi engelleyen etkenlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Ekonomik kaygılar, gelecek belirsizliği, sosyal baskılar durmaksızın zihnimizi meşgul ediyor. Bu denli yorgun zihin bir başkasına alan açmakta güçlük çekiyor. Herkes kendi yükü ile meşgul olduğundan bir başkasının yükünü duymaya dahi tahammül edemiyor.
Sosyal medya ise bu tahammülsüzlüğü besleyen ve destekleyen en güçlü araçlardan biri haline geliyor. Gri bir alana yer vermeyen sosyal medyada ya siyah ya beyaz, ya haklılık ya da haksızlık gibi duvarları keskin yargılar yer alıyor. Hal böyleyken tahammülün yerine sertlik prim yapıyor.
Tahammülsüzlüğün bulaşması ise tehlikenin en çarpıcı boyutunu gözler önüne seriyor. Maruz kalındıkça normalleştirilen, normalleştirildikçe de yaşamımızı yıpratan tahammülsüzlük iletişimimizi zayıflatarak huzur kavramını ortadan kaldırıyor.