Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 10 Şubat 2026 tarihli yazısı: Anayasal Bir Hak: Tatil Hakkı?

Türkiye bir turizm ülkesi...

Bir başka gerçek daha var:

Türkiye, ortalama gelirli vatandaşlarının turizmin olanaklarına kolay kolay erişemediği ender ülkelerden biri...

Oysa dinlenme, tatil yapma hakkı, modern anayasalarda olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda da açıkça tanımlanır.

Çalışma hakkının tamamlayıcısı olan dinlenme hakkı, "insan onuruna yaraşır yaşamın" zorunlu bir unsurudur.

Bu bağlamda, tatil, bir ayrıcalık değil; emeğin yeniden üretiminin, toplumsal sağlığın ve kültürel bütünlüğün ayrılmaz parçasıdır.

Ne var ki bugün Türkiye’de bu hak, malum ekonomik yapıdan ötürü, geniş halk kesimleri için adeta ulaşılmaz hale gelmiştir.

Tek maaşla ya da iki asgari ücretle geçinen ortalama bir "ailenin" yaz tatili planlaması artık neredeyse imkânsızdır...

Bu nedenle milyonlarca insan için dört başı mamur bir tatil;

hülyalara konudur!

Maaş ve ücret gelirleri yetmemekte, emekli bütçesi her dönemde erimekte, yanı sıra paramız gitgide değer kaybetmektedir.

Bilinen odur ki, gelişmiş ve hatta komşu ülkelerin vatandaşları, ülkemizdeki tesislerde, bütçelerini zorlamadan, hatta kimi zaman kendi ülkelerindeki tatilden daha ucuza konaklayabilmektedir.

Almanya’dan, İngiltere’den, Polonya’dan, Rusya’dan ya da Balkan ülkelerinden gelen turistler; Türkiye’deki ultra her şey dahil otellerde rahatlıkla tatil yapabilmektedir.

Turizm fiyatlamasının giderek yabancı talebe göre şekillendiği

Türkiye’de sektör, giderek kendi toplumundan kopuk bir "yarımada ekonomisine" dönüşmüştür.

Tablo nettir: Kendi ülkesinde, kendi denizine, kendi yaylasına, kendi termaline gidemeyen bir toplumda; turizm başarı hikâyesi eksik, hatta sorunludur.

Öte yandan, ülkemizde kış turizmi (kayak ve dağ turizmi), termal ve sağlık turizmi, kültür ve inanç turizmi, yayla ve doğa turizmi, yılın on iki ayına yayılabilecek bir potansiyel sunmaktadır.

Ne yazık ki, insanımız ve aileler, yalnız deniz / güneş turizminden değil turizmin diğer segmentlerinden de yeterince ve yaygınca istifade edememektedir.

Bir başka gerçeklik daha var:

Gelişmiş ülkelerde turizm ve tatil, piyasanın insafına tamamen bırakılmaz...

Gerçekten çalışanlar için tatil destekleri, ailelere yönelik ulaşılabilir konaklama modelleri, kamu misafirhaneleri, sendikal tatil anlaşmaları ve yerel yönetimlerin sosyal tesisleri bu anlayışın ürünüdür.

Dahası devlet destekli kolay ödenebilir aile tatil kredileri de mevcuttur.

Türkiye’de ise bir yandan kamuya ait tatil tesisleri giderek azalmış, diğer yandan yukarıda sayılan 'destekler' uygulama alanı bulamamıştır.

Oysa turizmde gerçek başarı; kendi yurttaşının da bu zenginliklerden pay alabilmesiyle mümkündür.

Evet turizm, tatil, anayasal bir haktır...

Bu hak; yalnızca yabancı pasaportlulara değil, bu ülkenin vatandaşlarına da aittir.

Türkiye, dört mevsimiyle, kültürüyle, doğasıyla bunu sağlayabilecek güçtedir.

Eksik olan kaynak değil; bakış açısıdır.

İnsanımızı, aileleri, geliriyle geçimiyle güçlendirmek ve turizmin olanaklarından yararlanacakları şekilde destekleyip gönendirmek zorundayız.