Dr. R.Bülend KIRMACI’nın 13 Şubat 2026 tarihli yazısı: Kadına Şiddet Ulusal Ayıbımız Olmamalı!

İnsanın en değeri hali; emek veren kadındır.

İnsanın en aşağılık hali ise, kadına şiddet uygulanmasıdır!

Bu toprakların adı bile "Ana-dolu'dur".

Devlet töremizde ve bozulmamış haliyle yaşamımızda, daima kadınlarımız baş tacı edilmiştir.

Atatürk Devrimiyle de, kadın - erkek eşitliği, yasalardan yaşama akmış ve belleğimizde ve bilincimizde yer edinmiştir.

Ne var ki son yıllarda giderek artan biçimde "kadınlara yönelik şiddet" her yanımızı sarmaktadır.

Bu, neredeyse "ulusal bir sorun" boyutuna varmış ve bu sorunun "ulusal utanç" olarak kanıksanmaması için hepimize çeşitli ödevler doğmuştur.

Evet ve maalesef "kadına yönelik şiddet", Türkiye’nin en yakıcı toplumsal sorunlarından biridir.

Bu sorun aynı zamanda ölçülebilir bir gerçektir.

Rakamlar, durumun ciddiyetini açıkça göstermektedir.

Kadın örgütlerinin verilerine göre Türkiye’de her yıl yüzlerce kadın öldürülmektedir.

Öldürülen kadınların büyük çoğunluğu, en yakınındaki erkekler tarafından yaşamdan koparılmaktadır.

'Fail' çoğu zaman eş, eski eş ya da partnerdir.

Daha da ötede her veçhesiyle kadınlarımıza yönelik şiddet, yalnız sokaklarda değil, evlerde de yaşanmaktadır.

Araştırmalar şunu da göstermektedir:

Birçok kadın, öldürülmeden önce defalarca yardım istemiş, güvenlik güçlerine başvurmuş, kimileri koruma kararı da aldırmıştır.

Ancak bu kararlar çoğu zaman etkili biçimde uygulanamamıştır.

Türkiye’de kadınların yaklaşık üçte biri hayatının bir döneminde fiziksel şiddete maruz kalmaktadır.

Psikolojik şiddet oranı çok daha yüksektir.

Ekonomik şiddet ise çoğu zaman görünmez kalmaktadır.

Kadının çalışmasının engellenmesi, gelirine el konulması ya da borçlandırılması bu kapsamdadır...

Açıktır ki, şiddetin temelinde eşitsizlik vardır.

Ülkemizde ve feodalitenin ağırlığı olan beldelerimizde, toplumsal cinsiyet rolleri hâlâ güçlüdür.

Kadın, "itaat etmesi" gereken biri olarak görülmektedir.

Bu anlayış, şiddeti beslemektedir.

O arada "cezasızlık algısı" da tabloyu ağırlaştırmaktadır.

Yine bu konuda yapılan araştırmalar, faillere verilen indirimli cezaların caydırıcılığı azalttığını göstermektedir.

Öte yandan kadın istihdamına ilişkin oranlarımız OECD ülkeleri açısından halen epey geridedir.

Gerçekten ekonomik bağımsızlık hayati bir başlıktır.

"Şiddet gören" birçok kadın, gidecek yeri olmadığı için adeta susmaktadır.

Sığınma evlerinin sayısı, ihtiyacın çok gerisindedir.

Sosyal destek mekanizmaları yetersizdir.

Elbette kadına yönelik şiddetle mücadele, yalnızca yasalarla veya kurumlarla sınırlı olamaz ve kalamaz.

Her şey evde, ailede, okulda eğitimle başlar.

Genel kültür ortamıyla şekillenir...

Kadının hak ettiği saygıyı görmesi özünde demokrasi kültürünün de bir göstergesidir.

Türkiye’nin ihtiyacı açıktır:

*Çağdaş Eğitim,

*Gerçekçi Yasal zemin,

*Etkin koruma ve kurumları,

*Caydırıcı ceza,

(tv'sinden üniversitesine, fabrikasından sanatına...);

*Eşitlikçi bir kültür...

Ve sessizliğin değil, yaşamın tarafında duran bir toplumsal irade...