Sibel BAY'ın 18 Temmuz 2023 tarihli yazısı: Medyada Kadının Sunumu
Dizilerde kadına şiddet sıklıkla gösterilmektedir. Alkol ve sigara gibi güya insanların etkileneceği düşünülen tüm her şey sansürlenmektedir. Ama kadına şiddet, tecavüz, bekaret testleri gibi olaylar yayınlanmaktadır. Dizilerde kadınlar çoğunlukla küçük düşürülmekte, ara bozan şeytani insanlar olarak gösterilmektedir. Çarpık ilişkiler gösterilerek kadınların bu ilişkilere gayet normal bakmaları gerektiği aşılanmaktadır. Toplumu bilinçlendiriyoruz adı kapsamında her bölümünde kadına şiddet olan diziler uzun süre televizyonlarda kalmaktadır. Son dönemde artan kadına şiddet olaylarına karşın dizilerin genel senaryolarında da kadına şiddet artmaktadır. Televizyon, toplumu şekillendirebilen bir araçtır. Dizilerde yayınlanan kadına şiddet unsurları insanları şiddetten uzaklaştırmak yerine daha çok şiddete itmektedir.
Tarih boyunca kadınlara genellikle olumsuz özellikler atfedilmiş ve kadınlar olumlu özelliklerle donatılan erkeklerin karşısında konumlandırılmışlardır. Örneğin mitlerde ve sinema filmlerinde kadınlar, erkeğin korkularının öznesi olmuşlardır. Mitsel düzeyde kadın, baştan çıkarıcı bir tehlikeyi temsil etmiş ve yaygın inanışa göre de kadınlar kötülüklerini, kötü karakterlerini doğuşlarından itibaren getirmişlerdir. Helen, Musevi ve Hıristiyan öğretilerine göre kadın, özü doğmadan önce belirlenen bir varlıktır ve günah işleyecek şekilde tasarlanmıştır. Aquinas’a göre, kusurlu doğmuş bir varlık olan kadın erdemli olamaz, çünkü erdem doğuştan gelen bir özelliktir. Kant da, kadınları akıllı ancak erkeklerden daha zayıf varlıklar olarak tanımlamakta, erkek cinsinin tümünü fethetme isteğinin kadının doğasında bulunduğunu söylemekte ve erkeğin işinin kazanmak, kadının işinin ise biriktirmek olduğunu ifade etmektedir. Kadınlardan korkulmasının başlıca sebebi olarak kadın cinselliği görülmektedir. Bu korkudan kurtulmanın yolu da kadın cinselliğini kontrol altına almaktan geçmektedir. Bunun için de iffet kavramı gündeme getirilmiş ve kadınla özdeşleştirilmiştir. Mitlerde, dinlerde vs. kadın ve erkek arasında yapılan ayrım sosyo-ekonomik alana da yansımıştır. Erkekler çalışma dünyası için, kadınlarsa aile için yetiştirilirler. Rowbotham, kadınların erkeklerin elde ettikleri mevkileri yansıttıklarını ve kapitalist düzende kadının işlevinin toplumsal aksesuar olmaktan öteye gidemediğini söylemektedir. Williamson da, toplumda kadınların, kişisel ilişkiler, aşk ve cinsellik gibi hayatın tarihin dışındaymış gibi görünen yanını temsil ettiklerini ve hayatın bu yüzlerinin gerçekten “kadınların alanı” haline geldiğini ifade etmektedir. Eğer kadın, ev, aşk ve cinsellik anlamına geliyorsa, anlamına gelmediği şeyler, genel olarak para, iş, sınıf ve siyasettir. Uzun yıllar boyunca devam eden ''kadınlar kötüdür'' imajı sinemaya bile yansımıştır.
Popüler sinema, yarattığı stereotiplerle kadını, erkeğin bakış açısı ile onun arzu ve korkularını yansıtacak şekilde konumlandırmaktadır. Özellikle popüler sinemadaki tür filmlerinde yoğun olarak kullanılan stereotipler, gerçek hayatta beklenen sosyal ve ahlaki davranış kalıplarına kadınların uymaları için birer şablon görevi görmektedirler. Klasik Hollywood Sineması, kadınları “iyi kadınlar” ve “kötü kadınlar” olarak ikiye ayırmaktadır. İyi kadınlar itaatkâr, iyi eş ve iyi annedir. Erkeklerin üstünlüğünü kabul ederek yaşarlar. Kötü kadınlar ise, toplumun kendilerine biçtiği toplumsal rollere uymazlar, erkeklerle rekabet ederler, onların kurallarına karşı gelirler ve cinsel olarak serbesttirler. Bu kadınlar, anlatının sonunda kaçınılmaz olarak cezalandırılmaktadırlar. Hâkim anlayışın erkek karşısında kadına atfettiği edilgenlik, zayıflık gibi özellikler, geleneksel sinemada kadınların kurban edilmesi, kurtarılması ya da cinsel yönden nesneleştirilmesi yoluyla yeniden üretilir.
Kadınlar korku filmlerinde korkulacak bir öğe olarak kullanılmıştır. Çalışan, güçlü, hırslı kadınlar kötü kadın olarak gösterilmiş ve sonunda ise hep cezalandırılmıştır.
Şimdi günümüzde bile kadın, cezalandırılan, ezilen ve dövülen olmaktadır. Neyse ki günümüzde bu davranışın ne kadar yanlış olduğunun farkında insanlar da vardır ve diğer insanları bilinçlendirmek için kısa filmler, reklamlar çekip, yaşanan sıkıntılı olayları afişlerle duyurmaktadırlar. Örneğin afişlerin birçoğunda diğer insanlar tarafından ikincil bir varlık olarak görülen hayvanlar yer alır. İnsanlar genellikle kadına şiddet uygulayan erkeklere hayvan diyerek hitap etmektedir. Fakat hayvanlara baktığımızda aklı olmayan ama çok güçlü olan hayvanların bile eşlerine zarar vermedikleri görülmektedir. Kurtlar 750 kg çene basınç gücüne sahiptir, boz ayılar bir sığırı tek darbede öldürebilecek güçtedir ama asla eşlerine saldırmamaktadırlar. Penguenler dünyanın en kıskanç canlılarıdır ama onlar da eşlerine şiddet uygulamamaktadırlar. Eşlerine şiddet uygulayan erkeklere baktığımızda ise bu durum böyle tam tersidir. İnsanlar kıskandığı için ya da kendisinden daha güçsüz olduğu için bir kadını öldürebileceğini düşünmektedir. Fakat bu bir güç meselesi değildir. Bir kadına kalkan el onun sadece bedenini etkilememektedir. O kadının psikolojisini, geleceğini hatta çocuğunu ve çocuğunun geleceğini etkilemektedir.