Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 20 Mart 2026 tarihli yazısı: Savaş Ekonomisi mi, İnsanlık Ekonomisi mi?

Dört bir yanımızda ateş var; yerküre adeta yanıyor!

Savaş, savaş, savaş!

Neyi yaşadığımızı biliyoruz, neden yaşadığımızı kavrayamıyoruz...

Dünya, insanlık tarihinin en büyük çelişkilerinden birini yaşıyor.

Bir yanda teknolojide baş döndürücü bir ilerleme…

Diğer yanda açlıkla mücadele eden yüz milyonlar, temiz suya erişemeyen milyarlar ve derinleşen bir yoksulluk…

Peki neden?

Sorun kaynakta değil.

Sorun tercihlerde...

Bugün dünya, resmî verilere göre dolaylı harcamalarla birlikte 3 trilyon doları bulan bir kaynağı silahlanmaya ayırırken;

tüm insanlığın temiz suya erişimi için gereken yıllık yatırım yaklaşık 100-150 milyar dolar,

açlığın ortadan kaldırılması için ihtiyaç duyulan ek kaynak ise yalnızca 40-50 milyar dolar...

Hangi yolu tercih ediyoruz?

İnsanlık, savaşmak için harcadığının küçük bir kısmıyla açlığı ve susuzluğu tarihe gömebilecek durumda.

Belki o zaman savaşlar da terör de dizginlenecek...

Ama yapılmıyor;

Çünkü mevcut küresel sistem, bir “insanlık ekonomisi” üzerine değil;

bir “güç ve korku ekonomisi” üzerine kurulu...

Ve silahlanma artık sadece bir güvenlik meselesi de değil;

aynı zamanda devasa bir ekonomik sektör.

Yiyeni, içeni, şişeni, semireni bol bir sektör...

İşte bu sistemce, barış, ekonomik olarak cazip değil...

Oyunu kuran, kartları karan, kasaları denetleyen bu sistem, insancıl bir ekonomi arayışına karşı her çeyrek asırda bir gol atıyor; şimdilik tüm maçları kazanıyor!

İnsanlık, irtifa kaybediyor...

Savaş yeni pazarlar, yeni borçlanmalar ve yeni bağımlılıklar demek!

Bu nedenle dünya, "barışı konuşurken" bile

fiilen savaşın sürekliliğini finanse eden bir düzen içinde yaşamakta.

Ve bu "karanlık" vampir düzenin bedelini

her zaman olduğu gibi sıradan halklar ödüyor.

Çünkü kurulu sistemler, insanı merkeze almamakta...

İnsanın değeri;

ürettiği kadar değil, tükettiği kadarıyla ölçülmekte.

Toplumlar; refahı paylaşmak yerine korkuyu paylaşmaya yönlendirilmekte...

Buna karşı ve buna karşılık "insancıl ekonomi"; kaynakların öncelikle insan onuruna yaraşır kullanıldığı, eğitimin, sağlığın ve üretimin esas alındığı, gelir dağılımında adaletin gözetildiği, devletlerin güçle değil, "refah üretme kapasitesiyle" değerlendiği bir anlayış ve arayıştır.

Bir yol ayrımında, bir tercih aşamasında, belki de bir karar noktasındayız.

Ne kadar farkındayız, ne kadar gücümüz var; bilemiyorum...

Ancak, azalan kaynaklarla hem güvenliği sağlamak

hem de kalkınmayı gerçekleştirmek zorundayız.

Bu nedenle "yol ve yöntem" çok açıktır:

Savunma kapasitesini korurken,

asıl ağırlığı: üretim ekonomisine, eğitime, teknolojik gelişime vermek gerek.

Evet, beyler bayanlar, insanlık bugün bir yol ayrımındadır.

Bir yol; daha fazla silah, daha fazla korku ve daha fazla yoksulluk…

Diğer yol ise; daha fazla üretim, daha fazla paylaşım ve daha fazla insanlık…

Sizce hangisi insanca ve hangisi sürdürülebilir?