Sedat SADİOĞLU'nun 19 Ekim 2023 tarihli yazısı: Yok Edilmiş Hadisler -1-

Gören Göz – 38/1: Yok Edilmiş Hadisler-1

İddiamın Konusu: Pek çok bilimsel araştırma, ihtisas ve üretim teşviki (ekonomik yönden zenginleşmek ve güçlenmek) konularında mesajlar içeren ayetler var iken, (bu konularda) neden hadislerin sayısı çok azdır? Ben, var olan bu hadislerin sonradan plânlı ve bilinçli bir şekilde değiştirildiklerini, kaldırıldıklarını veya yok edildiklerini düşünüyorum.   

İddiamın Nedeni: Saygın hadisçilerden (Buhari, Tirmizi, Hureyre, vb.) aktarılmış ve kayıtlara geçen, özellikle üretmek, üreterek güçlü olmak, araştırma yapmak ve uzmanlaşarak ilerlemek konularındaki hadis sayısı azdır. Üstelik bu durum, o kadar çok ilgili ayet varken, bir çelişki arz etmektedir. Mevcut olan hadislerin de çoğunda, hikmet ile kastedilen ilimlerin Kur’anî yani dini ilimlerle (fıkıh, tefsir, kelâm, kıraat, gibi) bağlantısının kurulmuş olmasıdır. Oysa iddiaya konu olan (ve aslında olması gereken) pek çok pozitif ilimler ile hadislerin bağlantılarının kesilmiş olmalarıdır.

İddiamın Gerekçeleri: Özellikle pozitif bilimlerden bahseden hadislerin çok az olmasının muhtemel nedenlerini de şöyle sıralayabiliriz;

a) Bazı cahil ulema tarafından, ya ilgili hadislerde bilinçli olarak değişiklikler yapılmış ya da doğrudan çıkartılmışlardır.  Bunda din âlimliğinin gözden ve mevkiden düşmemesi, yöneticilerin akıl danışmanlığından uzaklaşmaması gibi dünyevi kazanç veya makam kaygısı güdülmesi ihtimalleri çok yüksektir.

b) Bazı ulema geçinen bilinçsiz âlimler tarafından, yine bilinçsiz olarak elenmiş ya da çıkarılmışlardır. Bunu da sözüm ona anlaşılır olması için de yapmış olabilirler. Zayıf bir ihtimal de, bu eleme ve çıkarmaları, uydurma (yanlış) zannettikleri için de yapmış olabilecekleridir.

c) Başka bir gerekçe olarak, din düşmanları tarafından bilerek çıkartılmış ya da anlamları değiştirilmiştir ki, bu ihtimal çok daha kuvvetlidir. Dört Halife devrinde bile, makam ve hâkimiyet kavgalarını fırsat bilen, Müslüman gözüken (Yahudi dönmesi) ve İslâm’a zarar vermek isteyen birçok hain ve yalancı din âlimleri türemiştir. İşin ilginç yanı, bu sahtekârlar taraftar da bulmuşlardır. (Hasan Sabbah, İbni Sebe, Kab, vb. bu hainlerdendir) Bu durum, İslâm devletlerinin, tam da ileri gidilmeye başlandığı sırada, Emevi ve Abbasi zamanlarındaki zayıf (güdümlü) döneme denk gelmektedir. Bu zayıflığı fırsat bilen hainler, plânlarını sessizce yürütmüşlerdir. İşin yine ilginç yanı, halen bu din düşmanlarının hainlikleri günümüzde de devam etmektedir ve plânları anlaşılamamaktadır (koyun postu içindeki kurt gibidirler). Hainlerin amacı İslâmi inançları karıştırmak, âlimleri birbirine düşürmek, Müslümanları geri bıraktırmak, siyasi ve ekonomik alanlarda etkisizleştirmek ve güçsüzleştirmektir. Hatta İslâm’ı, sadece çöl-Araplarına özgü bir Bedevi Dini’ne indirgemektir.

Günümüzde Gelinen Nokta: Hainlerin pek çok plânı maalesef tutmuştur. Bilimsel konular anlaşılamadığı için ve üretim ile Müslümanların zenginleşip, güçlenebileceği fırsatı kaçırıldığı için de, (ne yazık ki) neredeyse tüm İslâm âlemi ekonomik yönden geri kalmıştır. Batı ile olan aranın kapanması ise, çok zor gözükmektedir.

Günümüz Müslümanı ve Müslümanlığı, beş vakit namazını kılamama (yani cehennem ) korkusu, Cuma namazını kaçırma korkusu, yılda sadece 2 defa olan bayram namazlarına uyanamama korkusu, salavatları eksik söyleme korkusu, Kur’an’ı bel hizasının altında bulundurma korkusu, kurban kesememe korkusu, boy abdestsiz gezme korkusu, kadir gecesini ihya edememe (ile 1000 ay sevabı kaçırma) korkusu, ölünün arkasından bir hocaya Yasin okutamama korkusu…vb arasında gidip-gelmektedir. Gelinen nokta budur.

Bir Ara Tespit: Oysa yüce Allah (c.c.), Kur’an’da ayetlerin anlaşılır olduğunu bildiriyor. Gelin görün ki, günümüzde hâlâ tüm Kur’an meallerinin daha iyi anlaşılabilmesi için ortak bir akıl çalışması yoktur. Meallerin çoğunda, anlaşılamayan Arapça kelimeler ya da deyimler aynen bırakılmaktadır. Üstelik bunun doğru olduğunu savunan, sözüm ona ciddi din âlimleri bile vardır. Bu durum, Müslüman halkı (bilerek) cahil bırakmak, halka inememek, mesajları (tüm insanlığa) izah edememek demektir. Bu durum bir marifet değil, bir sorumsuzluktur.

İkinci bir tespit de, bugün her Müslüman kişinin, (adeta) İslâm’ı kendi geleneklerine uydurarak yaşamasıdır. Verilebilecek birkaç örnek ise şöyledir;

“İçkimi de içerim, namazımı da kılarım. O ayrı, o ayrı!”

“İçki içen öldü de, su içen ölmedi mi?”

“Her koyun kendi bacağından asılır!”

“Elhamdülillah Müslüman’ım, bu bana yeter!”

Çok şükür ki, günümüz Türk adalet sistemi, artık İslâm hukuk ve inançlarını da dikkate almaya başlamıştır. Mahkemelerde şahitlere, daha konuşması başlamadan şu soru sorulmaktadır;

“Kutsal değerler üzerine yemin eder misin?”

Oysa Hristiyanlıkta, çok eski dönemlerden beri İncil’e sağ el basılarak yemin ettirilmektedir. İnşallah Kur’an’a el basılan günleri de görürüz (Selçuklular ve Osmanlılarda olduğu gibi).

Sonuç: Müslümanın dikkat etmesi gereken temel noktalara göre (Allah İnancı, Korkulması Gereken Allah, Peygamber’in Kur’an’ı, Peygamberin Hikmetleri, Müslümanların Dini, Allah’ın İstediği İbadetler, Allah’ın İstediği Beş Vakit Namaz, Allah’ın İstediği ve Elini-Eteğini Dünyadan Çekmesini İstediği Kul, Ahireti Düşünmeyen [Pervasız] Kul, Cehennemden Korkan Kul, vb…); bir analiz yaptığımızda, ‘Tek ve Mutlak Allah İnancı’ olduğu ve son noktasının da “Cenneti İstemek” olduğu görülür. Yüce Kitabımız, ilmin her türünü akıl etmemiz için, pek çok konuyu ayetlerinde vurguluyor, açıklıyor ve özellikle âlimlerle (bilim insanları, arifler, mucitler, vb.) değer üretenleri (mal ve hizmet üretenleri), peygamberlerle aynı cennet makamlarına oturtuyor. Üstelik âlimleri, peygamberlerden sonra da şefaatçi kıldırılıyor. Bununla birlikte, bazı günümüz âlimlerinin, Kur’an’ın bilimsel bilgiler içeren bir kitap olmadığını savunmaları ise anlaşılır gibi değildir. Ben Kur’an’ın tamamının tüm bilimleri içeren, dersler veren, uyaran ve her devirde pek çok mesajları gözler önüne seren, hem kutsal bir kitap ve hem de bilimsel bir mucize olduğuna inanıyorum. Bu yüzden de Kur’an, Allah’ın tüm kullarına hitap eden, sonsuz hikmet ışığı, bir bağışı ve bir hediyesidir.

Ünlü İtalyan bilim insanı Galileo Galilei’nin ilgili bir deyişi;

“Matematik, Allah’ın evreni yazmakta kullandığı dildir.”

“Ey yüce Allah’ım, faydasız ilimden (işlerden), huşusuz gönülden, kabulsüz duadan, doymayan nefisten (isteklerden) Sana sığınırım. Perişanlığın en beteri olan (uzun süren) açlıktan, duyuların en kötüsü olan hıyanetten, tembellikten, cimrilikten ve korkaklıktan, bunaklığa varan yaşlılıktan, kabir azabından ve şeytanın ölüm fitnelerinden Sana sığınırım. Senden, gam çeken, endişe duyan ve Senin yoluna meyleden kâlpler istiyoruz. Allah’ım, Senden, (bizim için) rahmet ve mağfiret takdir buyurmanı, (bizi) bütün kötülüklerden kurtarmanı ve korumanı, bütün iyiliklerle zenginleştirmeni, cehennem azabından korumanı ve sonsuz cennetine ulaştırmanı diliyoruz. Ey yüce Allah’ım dualarımızı kabul eyle…Amin!”

Gören Göz – 38/2: Ek: Erdemin Taçlandırılması

Erdem; Ahlâkın övdüğü iyi olma, alçak gönüllülük, yiğitlik, doğruluk, vb. niteliklerin genel adıdır. Arapça karşılığı; ‘fazilet’tir, fazilet, insanın ruhsal olgunluğu demektir.

Erdem (Fazilet), felsefe tarihinin başlangıcından beri yer alan bir kavramdır. "İnsanın ve yaşamın anlamı nedir?" sorusuna verilen felsefi cevap, başlangıçta ‘erdemli olmak’ olarak belirtilmiştir. Örneğin, mutluluk yaşamın temel amacıdır ve mutluluğa ulaşmanın yolu erdemli olmaktan geçer. Bu düşünceye göre erdemli olmaksa ancak ‘bilgi sahibi olmak’ ile mümkündür. Bilgili insan da, Allah katında ayrıcalıklı insan sınıfında yer alır. Üstelik yüce Allah(c.c.), bilgiyi (ilmi) isteyen herkese vereceğini, hatta ahiretteki makamlarının peygamberlerle aynı olacağını da müjdelemiştir.

Erdem (Fazilet); hangi davranışların insanca ve kabul edilir olduğunu belirten bir kavram olarak da karşımıza çıkmaktadır. Ahlâki doğruluk, erdemli olmakla (bu anlamda) bir tutulur. Unutmayalım ki, ‘ruhsal olgunluk (kemâle ermek)’ da ancak dinimizi iyi bilmek ve hakkıyla uygulamakla olabilir.

Aşağıda, Dostoyevski’nin (“İnsancıklar” adlı kitabından aldığım) bir deyişini vermek istiyorum. (Ünlü Rus yazarın, gizli Müslüman olduğu da söylenmektedir!)

“Hiçbir iyilik karşılıksız kalmaz, İlâhi adalet erdemi er-geç taçlandırır!”

 Benzer başka deyişler de şunlardır;

“Fazilet ehlinin faziletini gene fazilet ehli bilir.” (Hz. Muhammed, s.a.v.)
“İyilikten (ancak) iyilik doğar.” (Anonim)

“Erdem, iyiyi elde etme gücüdür.” (Eflatun)

“Erdemin başı ilimdir.”  (Hz.Ali, a.s.)

“En güzel elbise, erdem elbisesidir.” (Hz.Ali, a.s.)

“İnsanın kendisini ıslâh etmesi erdemle, başkalarını ıslâh etmesi ise bilgiyle olur.” (Konfüçyüs)

“Erdem, varlığın bilincidir (idrâkidir).” (G.W.Friedrich Hegel)

“Hayvan otla semirir, insan erdem ve faziletle gelişip yücelir.” (Mevlâna Celâleddin-i  Rûmî, k.s.) 

“Ne irfandır veren ahlâka yükseklik ne vicdandır, fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.” (M.Akif Ersoy)                                                                          

Konuyla ilgili 2 Ayet;

“Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz erdemlilik değildir. Asıl erdemli kişi Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden; sevdiği maldan yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, yar­dım isteyenlere ve özgürlüğünü kaybetmiş olanlara harcayan; namazı kılıp (mal veya bilgisinin) zekâtını verendir… Böyleleri anlaşma yaptıklarında sözlerini tutarlar; darlıkta, hastalıkta ve savaş zamanında sabrederler. İşte doğru olanlar bunlardır ve işte takva sahipleri (erdemli insanlar da) bunlardır.” (Bakara Suresi, 177.Ayet)

“Yüce Allah’ım, Müslümanların imanlı ilmini artır. Sesimize, sözümüze kuvvet ver. Aklımızı, idrâkimizi güçlendir. Bizlere yararlı ve doğru bilgiyi sevdirdiğin kullarından eyle… Amin!”

(NOT: Otuzsekizinci bölümün sonu…)