Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 6 Ocak 2026 tarihli yazısı: Kimin Dünyası Bu?

İçinde yaşadığımız evren giderek insani değerlere yabancılaşıyor.

En son Venezuela örneği: ABD, uluslararası hukuku çiğnedi; yerküre, en güçlünün en haklı olduğu bir 'resetleme' dönemine girdi.

Yarınlar için çok umutlu olamıyoruz...

Dünya, silahlanma, savaş ve sömürünün cenderesi altında.

Servet belli ellerde...

Teknoloji belli ellerde...

Basın, özgürlüğü yerlerde!

Malı mülkü 170 devletten fazla olan iş adamı mı olur? (Ama oluyor; dünya bu işte!)

Oysa nice emekler verildi daha adil ve özgür bir yaşam için...

Ve hakça bir yaşam, gerçekten romantik bir temenniden ibaret değil, aksine sürdürülebilir yaşam açısından bir zorunluluk.

Uyuşturucu ticareti, organ kaçakçılığı, yanı sıra nükleer tehditler ve kitlesel göçlerden arınmış bir Dünya'yı arıyoruz!

Bir de bakıyoruz ki;

gelir dağılımındaki uçurum, emeğin değersizleşmesi, gençlerin geleceğe dair umutsuzluğu ve demokrasinin daralan alanı; adalet "meselesini" hayatın tam dert merkezine yerleştirmiş.

OECD verilerine ülkemizden ve gelişme yolundan bakış şunu gösteriyor: Çalışanlar daha çok çalışıyor ama daha güvencesiz yaşıyor.

Eğitimli gençler, emekli olmayı değil, ayakta kalmayı hayal ediyor.

İşte tam bu noktada şu soruyu sormak gerekiyor: Kimin için üretip, yaşıyoruz?

Özelleştirmeler ve artan işsizliğin girdabında, hayat pahalılığın altında eziliyoruz...

Kamusal hizmetlerin piyasa mantığına terk edildiği her evrede, toplum biraz daha parçalanıyor, insanlarımız ve insanlık biraz daha yalnızlaşıyor.

Bu tespitleri yapmak ve bu durumu onarmak için söz söylemeye mecburuz, sözümüzü yükseltmek için de demokrasiye ihtiyaç duymaktayız.

Buna karşılık, demokrasiyi yalnızca seçim döneminde sandığa indirgediğimizde, adaleti arayışını da daraltmış oluyoruz.

Kaldı ki, bizde ve dahası "gelişmiş" her yerde, sendikalar, meslek örgütleri, sivil toplum ve yerel yönetimler zayıflatıldığında, geriye yalnızca güçlülerin sesi kalıyor...

Tekelci, tek tipçi, taşeron bir dünyadayız!

Evet, adil bir dünya, ulusal bütüncül, iktisadi ve ekonomik gelişmeyle, aynı zamanda uluslararası dayanışma ile mümkün.

Sonuç olarak daha adil bir dünya mümkündür; ancak kendiliğinden gelmez.

Adalet (adil bir Dünya), bir lütuf değil; her gün yeniden mücadele edilmesi gereken bir haktır.. Brecht'in dediği gibi "ekmek gibi" kutsaldır...

Ekonomi insana hizmet ettiğinde, demokrasi katılımla güçlendiğinde ve dayanışma yeniden toplumsal bir değer haline geldiğinde, daha adil bir dünya hayal olmaktan çıkacaktır.

Şu Dünya bizim değil.

Oysa bu Dünya hepimizin!