Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 2 Ocak 2026 tarihli yazısı: Öncelikler...

Türkiye olarak önceliğimiz kalkınma olmalıdır.

Kalkınma içerik anlamında bütüncül olarak ele alınmalı, uygulamada belli bir takvime bağlanmalıdır.

Bütüncül kalkınma, ekonomik, sosyal ve kültürel gelişme demektir.

Gelişmenin belirli bir takvime bağlanması da planlı kalkınma demektir.

Yurt genelinde hakça yönlendirilen üretim kaynakları ile üretimi yapacak nitelikli iş gücünün belirlenmesi gerekir.

Bu noktada eğitim ile endüstrinin bağının güçlendirilmesi, zorunludur.

Mesleki teknik eğitim bu açıdan son derecede önemlidir.

Her bir organize sanayi bölgesi, çevresindeki okullar ile yoğun ilişkili olmak durumundadır.

Öte yandan kalkınma, gelişme dediğimizde, sosyal yönü olan bir büyüme olgusunu da gözetmeliyiz.

Yani eşitlikçi bir kalkınma ve her kesime görece anlamda zenginlik getiren refah yönlü bir büyüme anlayışından yana durmalıyız.

Bu açıdan iki büyük handikap ile karşılaşmaktayız:

Adil olmayan gelir dağılımı ve işlevsellikten uzak eğitim sistemi...

Bakınız, TÜRK-İŞ’in Aralık ayı (2025) araştırmasına göre, dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 30.143 TL, yoksulluk sınırı ise 98.188 TL olarak hesaplandı.

Evet, Türkiye asgari ücretliler ülkesi ve asgari ücret ise açlık sınırının altında!

O arada okullaşma oranı ile okullarda verilen eğitimin kalitesi de nicedir tartışma konusu...

Bu tablonun üstüne "artan gelirleri" ne kadar adil paylaşmış olursunuz ki?

Öyleyse sosyal kalkınma anlayışı için yapılacaklar da belli:

Vergide adalet, ücrette hakkaniyet ve meslek veren okullarda genç kuşakları eğitmek...

Türkiye gerçek üretimi savunmak zorundadır...

Vergisini vereni, vergisini kaçırana karşı koruyamıyorsan;

Kayıtlı işçi çalıştıranı, kayıtsız emek kullanana karşı savunamıyorsan;

Kar payını hakça dağıtanı, şirketin içini boşaltandan ayırmıyorsan;

Fiyatını gerçek maliyetle arz edeni, fahiş fiyatçıya ezdiriyorsan;

Kredisini amaca uygun kullananı, batırandan farklı kılamıyorsan;

orada serbest piyasa da, devletçilik de değil, haksız rekabet vardır.

Haksız rekabet akıl dışı ve ahlak dışı bir düzenektir.

Oysa piyasa ve rekabet koşullarında 'akılcılık', gerçek ve sürdürülebilir bir kalkınma açısından önemlidir.

Öte yandan, Türkiye, mikro kredilere, proje desteklerine, araştırma-geliştirme bütçelerine, tevsi yatırımlarına, kurtarma fonlarına, büyük önem vermelidir.

Nihayet önceliğimiz kalkınma ise; eğitim ile endüstrinin bağını, tarım ile sanayinin uyumlu gelişmesini, üstünlük alanlarımızı korumayı, yeni alanlarda rekabeti önemsemeliyiz.

Üreten, gelişen, geliri üretime dönen, hakça bölüşen, diplomaları meslek, meslekleri insanca emeklilik sağlayan, "kabına sığmayan" Türkiye inşa etmeliyiz...