Utku KABAKCI'nın 17 Şubat 2026 tarihli yazısı: Siyasetin Dijitalleşmesi
Sosyal platformların yükselişi siyasal mücadelelerin hem zeminini hem de yöntemlerini dönüştürüyor. Artık kamusal tartışmalar yalnızca parlamentolarda ya da geleneksel medya organlarında değil, dijital mecralarda da yürütülüyor. Bu platformlar politik aktörlerin hedef kitlelerine doğrudan ve hızlı biçimde ulaşmasını kolaylaştırıyor. Yurttaşlar ise bu ağlarda salt içerik tüketicisi değil, aynı zamanda üreticisi ve yayıcısı olarak da konumlanıyor.
İlk bakışta bu dönüşümün daha katılımcı bir siyasal ortam doğurduğu düşünülebilir. Bu değerlendirme bütünüyle yanlış olmasa dahi büyük ölçüde yanıltıcıdır. Çünkü dijital mecraların sunduğu hız ve etkileşim kapasitesi toplumsal taleplerin kısa sürede geniş kitlelere ulaşmasını sağlarken aynı zamanda bilgi kirliliğini, manipülasyonu ve kutuplaşmayı da beslemektedir. Öte yandan algoritmaların şekillendirdiği gündem hangi görüşlerin öne çıkacağını, hangilerinin geri planda kalacağını belirleyerek yeni ve deşifre edilmesi pek de kolay olmayan bir güç alanı inşa ediyor.
Yukarıda dile getirilen değerlendirmelerden açıkça anlaşılacağı üzere, dijital çağda siyasal mücadele yalnızca meydanlarda ya da meclis kürsülerinde değil, ekranlarda da sürmektedir. Bu yeni atmosfer yurttaşlara söz söyleme ve örgütlenme bakımından önemli fırsatlar sunarken, aynı zamanda hakikatle kurulan ilişkinin zayıflaması, ortak aklın parçalanması ve demokratik kültürün aşınması gibi ciddi riskleri de beraberinde getiriyor.
Dijital mecraları toptan yüceltmek ya da bütünüyle mahkûm etmek yerine, bu alanı şeffaflık, hesap verebilirlik ve etik ilkeler çerçevesinde yeniden düşünmenin yararlı olacağı kanaatindeyim. Aksi takdirde sosyal platformlar demokratik kazanımları güçlendirmek yerine onları gölgeleyen aygıtlara dönüşebilir.