R. Bülend Kırmacı'nın 25 Ocak 2023 tarihli yazısı: Tarımı Yaşat ki, Türkiye Yaşasın!
TARIMI ÖLDÜREN TÜRKİYE’Yİ ÖLDÜRÜR!
Yazımın başlığını herkes okumuştur umarım çünkü oradan devam edeceğim, düz mantıkla şunu ifade edebilirim: Tarımı öldüren Türkiye’yi öldürür. Gerçekten katıldığım bir TV programında bu sözlerim manşet olmuştu. Bundan daha geriye gidersek, salgınla başlayan iktisadi durgunluk sarmalının başında, “Tarım…” demiştim, “Türkiye için Aşil’in topuğu kadar yaşamsaldır”. Zaman benim gibi düşünenleri haklı çıkarttı ancak zamanı geri alma şansımız yok.
EKENE DEĞİL YATANA DESTEK!
Türkiye’de tarım, 80’lerde başlayan, 90’larda ivme kazanan, 2000’li yıllarda “ekene değil yatana doğrudan destekle” zirve yapan bir makus anlayış nedeniyle neo-liberalizme feda edildi; toprak küstü, hava küstü, çiftçi küstü; sonuçta gıda açısından dünyada sayılı sayıda kendine yeten bir ülke iken, buğdaydan mısıra, tohumdan ilaca net ithalatçı bir ülke hâline getirildik. Yanı sıra büyükbaş ve hatta küçükbaş hayvancılık telef edildi. Su ürünleri tarımından yeterli verim elde edilemedi, bankalar, kooperatifler, üretici birlikleri tarım üretimine destek olmayı ihmal eder hâle geldi, yazın kavrulan, kışın yağmur için ağlayan insanların ülkesi hâline geldik; çevreyi, doğayı, en bereketli vadileri elektrik kepçelerinin insafına terk ettik… Zeytinyağımız var, marka vuramıyoruz; fındığımız var, dünya borsasını Ordu’da, Giresun’da kuramıyoruz… Her daim ifade ettiğim gibi gıda güvenliği stratejik bir meseledir, meseledir ama bu anlamda planlama yapmıyoruz… İsrail’in tohumuna, ABD’nin yapay tatlandırıcı şirketine muhtaç hâle geldik, bu ortamda “yerli ve milli” nutukları atıyoruz!
TARIM İSTİHBARATI ÖNEMLİDİR
Bugün artık klasik istihbaratın yanı sıra bir de tarım istihbaratından söz etmek gerek. Tıpkı sanayi casusluğu gibi bu olgu çok önemli. Ben olsam ulusal istihbaratın tarım ve sanayi odaklarını/alanlarını alabildiğine geliştirmeye çalışırdım. Ürün deseni nasıl seyredecek, rakiplerimizin topraklarında neler ve ne zaman ekiliyor, su kaynaklarının değerlendirilmesi hangi aşamada, taşıma ve depolama konularında hangi rotalar kullanılıyor -uzay teknolojisini de devreye alarak- hava ve iklim koşulları nasıl gidiyor; tüm bunlar tespit edilmesi gereken gelişmelerdir...
Tarımda planlama ve tarım alanında faaliyette bulunan üretici birlikleri ile dış satım kurumları bu bilgiler temelinde kısa, orta, uzun erimde stoklama, ekme ve biçme ve tevsii konularını çok daha isabetli olarak kararlaştırabilirler. Sizce bu konuda iyi bir durumda mıyız? Yoksa genel bir boş vermişlik içinde sadece tribünlere mi oynamaktayız? Bakın son Ukrayna-Rusya Savaşı’nda Türkiye “tahıl koridoru” ile inisiyatif kullandı ve en azından dünyayı kıtlık anlamında psikolojik bir endişeden esirgedi. Bunun gibi ön almaların ülkemize büyük kazançlar sağlayacağı kesindir. Aynı şekilde tarım istihbaratının da geliştirilmesi elzemdir.
TARIMDA, EĞİTİMDE, SAĞLIKTA, ENERJİDE DEVLETÇİLİK
Tarım alanında bir başka olgu, ihmal ettiğimiz devletçiliktir. İnanın değerli okurlarım, bu çağda tarıma, eğitime ve sağlığa devlet eli değmeden ve devlet bu alt sistemlerde yatırımları ve yasalarıyla belirleyici olmadan bir çıkış, bir esenlik, bir ferahlık yoktur ve olamaz. Gerçekten “gelişmiş” ülkelerin hemen hepsinde bu temel alanlarda (bunlara bir de enerjiyi ekleyin) devlet, piyasanın ana aktörüdür. Çünkü devlet demek, istikrar demektir, güven demektir, hakkaniyet demektir, sabır demektir, geleceğe yatırım demektir, bin akıldan üstün bir tecrübe demektir. Bu gerçeği en iyi kavrayan da Türk köylüsüdür. Geçenlerde bir üretici diyordu ki, “Bizim tüccara ezdirilmememizin tek yolu var; devlet ürünü bizden hakça bir fiyat ve ödeme koşularıyla alsın, kalanı, tüccara kendi satsın.” İşte size çözüm!
Çiftçiyi ezilmekten tüketiciyi sömürülmekten kurtaracak yaklaşım!
Gerek alım yapacak kurumların gerekse örneğin Toprak Mahsülleri Ofisinin milli çıkarlarımız lehine işlev görmesi de yaşamsal önemde bir başka konudur. Sorunlarımız çoktur ancak çözüm yolu vardır; topraktan gelenin, kitapla bilenin, sağduyunun, Türk üreticisinin sesi mutlaka dinlenmelidir.
TECRÜBE DOLU KURUMLAR SAHAYA!
Türkiye, tarım alanında doğrudan ve dolaylı olarak katkı verecek bir dolu kurumun tecrübelerini de tekrar gündeme almalıdır... DSİ, Fiskobirlik, Çukobirlik, Pankobirlik, Tariş, Et Balık (Et ve Süt) kurumlarının ihya edilmesi gerekir. Bunlara bir de GAP, KOP (Konya Ovası Projesi), Trakya Ovası projelerinin sağlamasını ve hayata geçirilmesini ekleyin, işte o zaman Türkiye, gerçekten şaha kalkar. Ne dolarla ne avroyla yatıp kalkmamıza gerek kalmaz.
Biliriz ki pamuğumuz, incirimiz, baklagillerimiz, domatesimiz, narenciyemiz, meyvemiz, sebzemiz, sofralarımızı şenlendirecek; biliriz ki, sevk ve depolama zincirlerini devlet kuracak, o arada, “aracılı sistem”, tanzim satışlarla ve tarım kredi kooperatifleriyle gitgide en az “cep yakar” hâle gelecek, tohum ıslah çalışmaları ve yerli ilaç üretimiyle, çiftçilerimiz tam anlamıyla desteklenecek, işte o güvenle yatağa girer, o umutla uyanırız…
TARIMIN SİNERJİSİ TOPLUMUN ENERJİSİ
Kaldı ki bu durum, tarım sektöründen alınacak bu güç, eğitimin de sağlığın da çok daha az maliyetle çok daha işlevsel olarak yapılandırılmasına katkı sağlar…
Bir örnekle tamamlayalım bu anlayışı: Tarım ile eğitim arasındaki sinerjiden söz edelim… Diyelim tarım anlamında kendine yeterli ve gıda güvenliği içinde bir ülke hâline geldin, bu genç nesillerin fiziken ve zihinsel olarak daha iyi yetişmesini sağlar, bu kıvama gelebilmek içinse, köyden başlayan okullaşma, hatta büyük köylerde müşterek tarım liseleri açılması demek, tarım sanayinin de gelişmesine katkı yapacak insan gücünün yetiştirilmesi demektir. Demek ki tarım eğitimi besler, eğitim tarımı geliştirir. (Bu anlayışla Köy Enstitüleri kurulmuştu-BK)
24 MADDEDE TARIM
Tüm bu öneriler ve gerçekler bir yana elbette kamunun da tarım alanında kimi çabaları var. 2019-2023 Stratejik Plan, Tarım ve Orman Bakanlığı için performans hedeflemesi açısından temel bir belge… Bitkisel arz, biyolojik çeşitlilik, hayvansal ürünlerde arz, balıkçılık, su ürünleri arzı, toprak varlığı gibi ana konular titizlikle izleniyor… Ancak bizim yukarıdaki tespitlerimiz temel bir politika değişikliğine dayanıyor ve sonuç olarak farklı bir yaklaşıma karşılık geliyor… Türkiye’de tarımın öncelikle büyük bir kurultayda ele alınmasını diliyor ve bu yazımı aşağıda özetleyerek bitirmek istiyorum.
1) Tarım, ulusal bir meseledir. Türkiye Tarım Kurultayı toplanmalıdır.
2) Arazi toplulaştırma ve tarla içi geliştirme çabalarına hız verilmelidir.
3) Tarım liseleri açılmalıdır.
4) Gübre, tohum ve ilaç yerli kaynaklardan temin edilmelidir.
5) Çiftçi borçları yapılandırılmalıdır.
6) Türkiye’de 20 yıl ikameti olmayana toprak satılmamalıdır.
7) GAP, KOP, Trakya ovaları projeleri ikmal edilmelidir.
8) ABD yapay tatlandırıcı şirketi geri gönderilmelidir.
9) Şeker fabrikaları açılmalı, pancar üreticisi desteklenmelidir.
10) Dünya Fındık Borsası, Karadeniz’e getirilmelidir.
11) Üretici Birlikleri (Fiskobirlik, Çukobirlik, Pankobirlik vd.) ihya edilmelidir.
12) Su ürünleri tarımına büyük önem verilmeli, Beyşehir pilot bölge seçilmelidir.
13) TMO gözden geçirilmelidir.
14) Tarım İstihbarat Birimi kurulmalıdır.
15) Tarımda uzay teknolojisiyle izleme yapılmalıdır.
16) Çevre ve doğal dengeye özen gösterilmelidir.
17) Alternatif enerji kaynakları (rüzgâr, güneş) ile üretim tesisleri kurulmalıdır.
18) Devlet ürünü kendisi almalı, tüccara kendisi satmalıdır.
19) Havza bazlı, ürün eksenli planlamalar yapılmalıdır.
20) TRT bünyesinde Tarım TV oluşturulması düşünülebilir.
21) Kooperatifçilik ve kadın kooperatifleri geliştirilmelidir.
22) Tanzim satışlar yurt genelinde artırılmalıdır.
23) Çiftçi banka açısından özel olarak desteklenmelidir.
24) Bölge ve dünya ülkeleriyle tarım sanayisi konusunda iş birliği yapılmalıdır.