Mehmet KÜÇÜKEKEN'in 11 Ocak 2024 tarihli yazısı: Uçurtmanın İpi

Okul bir eğitim yeridir.

Hayat da öyle!

Hayat yaşayarak, deneyimleterek öğretir. Ve her zaman da zor sınavlar yapar.

Milli ve manevi değerler, ortak kültür, toplumsal bilinç, eğitim ve sosyal çevre faktörleri genelinde bireysel anlamda karakter, özdeğerler, etik ve kişisel gelişim bizi biz yapan unsurlardır.

Doğal yaşamdan uzak, yapay gıdalarla beslendiğimiz bir hayat tarzında yapmacık davranış ve ilişkiler ile mutlu olabileceğinizi düşünüyor musunuz?

Herkesin makam, mevki, para, itibar, şöhret ve egolarını peşinde koştuğu liyakat, yetenek, bilgi ve donanımın geçmediği yerde adalet, eşitlik ve huzur vardır diyebilir miyiz?

Sorumluluk sahibi, cesur yürekli, aidiyet duygusu en üst seviyede olan vatansever askerlerimizden bazı statü gruplarını temsil eden; astsubaylarımızın tazminat, uzman çavuşlarımızın kadro ve sivil memurlarımızın yardımcı hizmetler sınıfının kalkması, gazi sayılmayan askerlerimize gazilik verilmesi ve sözleşmeli olarak 7 yıl hizmet eden askerlerimizin kamuda istihdam edilmesi süreçlerinin ötelenmesi bir nebze olsun vicdanları yaralamıyor mu?

Bir askerimiz şehit olduğunda yüreklerimize bizim de ateş düşmüyor mu?

Onur madalyasını üzerinde taşıyan bir gazi gördüğünüzde derin bir saygı duymuyor muyuz?

Vatanı, devleti, milleti ve bayrağı için canından vazgeçenler topluluğu olan kahraman askerlerimiz milli ve manevi değerlerimize bağlılık için en büyük örneği teşkil etmiyor mu?

İstiklal Marşı’mızı okurken tüylerimiz diken diken olmuyor mu?

Bizi besleyen köklerimize sahip çıkalım!

Büyükbaba torunu ile birlikte uçurtma uçuruyordu. Yaşlı adam uçurtmayı havalandırdıktan sonra ipi tutması için çocuğa verdi.

Bir süre sonra çocuk şunu sordu:

- "Büyükbaba, uçurtma sanki daha da yükseklere çıkmak istiyor ama ip ona engel oluyor."

Bunu duyunca büyükbaba gülümsedi ve:

- "Öyle mi düşünüyorsun? Hadi gel ipi keselim ve ne olacağını görelim." dedi.

Cebinden küçük bir çakı çıkardı, ipi kesti ve birlikte uçurtmanın bir anda çok yükseldiğini gördüler.

Çocuk:

- "Ben demiştim!" der gibi baktı büyükbabasına. Uçurtma yükseldi, yükseldi ama sonra da güzelce süzülmeyi bıraktı bocalamaya başladı, kendi etrafında dönmeye devam etti.  Sonra bir anda sanki uçmayı bırakmış bir kuş gibi hızla dönerek düştü ve ulaşamayacakları bir uzaklıkta yere çakıldı.

Çocuk üzgün bir şekilde büyükbabasına bakınca yaşlı adam şunları söyledi:

- "Oğlum, yaşamda da insanoğlu aynı böyle uçurtma gibi havalanır ve belli bir yüksekliğe ulaştığında sahip olduğu bazı şeyleri daha da yükselmek için engel olarak görür. Bakmakla yükümlü olduğu ailesi, her gün gitmek zorunda olduğu işi, içinde doğduğu yetiştiği değerler,  görüştüğü arkadaşları ve çevresi,  yaşadığı yerler hatta ülkesi ona daha da yükselmesi için kendisini engelleyen bu ip gibi gelir.  Bir kısım insan bir anda bu ipleri koparıverir ama çok geçmeden çoğu böyle düşer.

Unutma oğlum, olduğun yerde kalabilmek yükselmekten çok daha zordur. Ve yükseldiğin yerde kalabilmek için ait olduğun değerlerin hep diri olmalıdır. Biraz evvel sıraladıklarım ve benzerleri bizleri bulunduğumuz yükseklikte tutarlar.  Eğer onlardan koparsak aynen bu uçurtma gibi düşeriz.”

Çok fazla yoruma ihtiyaç duymayan bir öykü bu. Çevremize biraz daha dikkatli baktığımızda sayısız  "Uçurtmayı" düşerken izliyoruz, ipler koparıldığı zaman;

* Servet acı veren bir yüktür.

* Özgürlüğün yalnızlık olur.      

* Bulunduğun makam vicdanında sızı olarak kalır.

* Hırsla elde edilen başarının, sevilmeme demek olduğunu anlarsanız.

* Kendi kültürünü ve kökenini küçümseyen sayısız insanın bocalamalarla dolu bir yaşamı sürdürdüğünü ve mutsuz olduğunu görüyoruz.

* Ne yazık ki değerlerini kaybeden, yer ve içer ama doymaz.

* Kökünü engel olarak gören üzerinde durduğu toprağın üzerinden yok olur.

* Ruhu yabancı diyarlarda sürgün gibi yaşar.

* Ne olursan ol! Geldiğin yeri,  geçtiğin yolları, yollarda kiminle yürüdüğünü hatırla,

* Onlara iyi kötü demeden minnet duy,

* Sana kattıkları için teşekkür et!

* Onlar için de dua et!

* Kötü olanlar bile sana en kötünün var olduğunu fark ettirmiştir.

* Senin iyi olmana ve sahip olduğun değerlere şükretmeni sağlamıştır.

İpsiz Adam gibi yarınsız, umutsuz ve ruhsuz bir şekilde zamanı yaşamak sadece kendine zarar vermekten ibaret değildir. Dünyaya bir geliş amacımız var olduğu gibi, hayata, insanlığa, yaşadığımız topluma, yakın çevremize ve özellikle de ailemize karşı bir sorumluğumuz yok mudur? Hayat sadece tüketmekten mi ibarettir?

Bulunduğun makamın, temsil ettiğin camianın, toplum içinde üstlendiğin duruma göre değişen rollerinin bir ağırlığı yok mudur? Hiçbir şey elinden gelmiyorsa iyilik de mi yapamıyorsun karşılık beklemeden ya da iyi duygular besleyemiyor musun gönül tarlanda iyi insanlara karşı. Dilinden tatlı sözler çıkamıyor mu seni sevenlere karşı ya da yüreğin yanarak dua edemiyor musun yakın ve uzak coğrafyalarda kanı dökülen, gözyaşı süzülen masum insanlara destek olarak.

Paranın sıcaklığında yürekleri donduran haksızlıkları görmezden mi geliyorsun? Makamın rahat koltuğunda keyif yapmak dururken sorunlarla uğraşmak sıkıcı mı geliyor nazik bedenine? Egoların tavan yapmışken birilerinin derdi ile dertlenmek ağır mı geliyor üzerini hırslarınla örttüğün vicdanına?

Unutmayalım ki!

At ölür meydan kalır, yiğit ölür adı kalır.

Hak yerini elbet bir gün bulur!

Hakk’a teslim olan kurtulur!

Vesselam…