İkinci İnönü Koalisyon Hükümeti-4

Betül Gökçe AKGÖL'ün 28 Kasım 2025 tarihli yazısı: İkinci İnönü Koalisyon Hükümeti-4

Abone Ol

Talat Aydemir’in İkinci Darbe Girişimi (21 Mayıs 1963)
Koalisyon Hükümeti yaşamak için çaba gösterirken, 21 Nisan'da, Hükümete karşı darbe girişimi içerisinde bulunan ve "Genç Kemalistler Ordusu" adıyla ordu içerisinde bildiri dağıttıkları öğrenilen 5 subay tutuklanmıştır. Başbakan İsmet İnönü, CHP ortak grubunda yaptığı konuşmada; "Genç Kemalistler Ordusu" adlı grubun, 14'ler ve 22 Şubatçılarla bağlantılı olduğunu yapılan soruşturmanın gösterdiğini ifade etmiş, "Bugüne kadar sergüzeşt heveslileri olarak kimleri görmüş ve tanımışsak bu teşebbüsün içinde gene onların bulunduğunda hiç şüphemiz yoktur" diyerek, bir kez daha 22 Şubatçıları ve 14'leri adres göstermiştir.
13 Mayıs'ta AP Milletvekili Reşat Özarda'nın 10 ay önce yaptığı bir konuşmada orduya hakaret ettiği gerekçesiyle dokunulmazlığının kaldırılması oylanmış, ancak yapılan oylamada AP, YTP ve CKMP'nin birlikte hareket etmesi nedeniyle bu teklif reddedilmiştir. Bu olayda YTP ve CKMP, Koalisyon ortakları CHP'nin yanında yer almamış, oylama sonucu AP sıralarında alkışlarla karşılanmıştır. Ertesi gün yani 14 Mayıs'ta Başbakan İsmet İnönü, CHP Meclis Grup toplantısında 21 Mayıs'ı üstü kapalı haber vermiş, şu ifadeleri kullanmıştır:

"Vaziyet çok mühimdir. Tekrar ediyorum: çok vahim ve kritiktir. Her şey olabilir. Dikkatli olunuz sükûnetinizi muhafaza ediniz. Çok uğraşıyor ve çaba gösteriyorum. Şimdi size daha başka bir şey söyleyecek değilim."

Başbakan İnönü'nün bu sözleri piyasaları olumsuz etkilemiş, birçok kişi bankalardan paralarını çekerken, senetler ödenmemiş, mal siparişleri durdurulmuştur. Taksitle mal satanlar satış yapmazken, altın fiyatlarının yükseldiği gözlenmiştir.
Başbakan'ın CHP Grubunda yaptığı konuşmada durumun çok kritik olduğuna ve "üç gün içinde her şey olabilir" sözlerine rağmen, üç günlük sürenin geçmesi özellikle AP yanlısı Son Havadis gazetesinde alay konusu yapılmıştır.
Öte yandan 15 Mayıs'ta Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay ve Generaller Konya'da bir toplantı yapmış, ertesi gün Tabii senatörlerden Mucip Ataklı da 28 Nisan'dakine benzer hukuki bir ihtilal yapılmasına ilişkin önerisini Senato’da tekrarlamış ve Fransa'da General de Gaulle'e nasıl geniş yetkiler verilmişse; İnönü'ye de olağanüstü yetkiler verilmesini önermiştir.
İnönü, ciddiye alınmadığı halde darbe girişimini önlemeye çalışırken, 22 Şubatçılar değişik gruplardan (14'ler, 11'ler, Tabii Senatörler) destek almaya çalışmış ve İhtilalin kime karşı yapılacağı konusunda net davranmamaları ve bu girişimden CHP'nin de zarar görebileceği gerçeği üzerine bu destekten yoksun kalmışlardır. Bütün bu gelişmelerin İnönü'nün siyasi bir oyunu olmadığı, 20 Mayıs gecesi, 22 Şubat'ı gerçekleştiren grubun yine Talat Aydemir idaresinde harekete geçmesiyle anlaşılmıştır. İhtilal girişiminde bulunan grup, saat 00.12 civarında, 21 Mayıs'ın ilk saatlerinde Ankara Radyosu'nu ele geçirerek idareyi ele aldıklarını açıklamış ve bir bildiri yayınlamıştır.
Ankara Radyosu'nu ele geçiren grup, yaklaşık 45 dakika sonra, işgal ettikleri Radyo'yu Ankara Merkez Kumandan Yardımcısı Kurmay Yarbay Ali Elverdi'ye teslim etmiştir. Çünkü Hükümet, ihtilal girişimine karşı hemen önlem almaya başlamış; 22 Şubat Olayı'ndaki gibi, Başbakan, bazı Bakanlar, Genel Kurmay Başkanı ve Kuvvet Kumandanları Çankaya Köşkünde bir araya gelip alınacak önlemleri birlikte kararlaştırmıştır. Kurmay Yarbay Ali Elverdi, radyodan kısa aralıklarla Türk Silahlı Kuvvetleri'nin duruma hakim olduğunu, birkaç maceracının ihtilal girişiminin önlendiğini, Hükümetin işbaşında olduğunu, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Hükümetin emrinde bulunduğunu bildirmiştir. İhtilalciler Ankara Radyosu'nu saat 2.20'de tekrar ele geçirdilerse de Hükümet kuvvetleri bu kez Etimesgut'taki verici istasyonunu devreye sokarak, radyo yayınını kesmiştir.
İhtilalcilerin büyük bölümü kısa sürede etkisiz hale getirilmiş, birçoğu da darbe girişiminin başarıya ulaşacağından ümidi kesmiştir. Yalnız Meclis ve Genel Kurmay ile Ankara Radyosu civarında mevzilenen genç Harbiyeliler direnmiştir. Hava Kuvvetleri'ne bağlı jetler ses duvarını aşan bir hızla İhtilalciler üzerinde taciz uçuşları yapmıştır. O esnada ise radyodan Genel Kurmay Başkanı Cevdet Sunay'ın şu bildirisi yayınlanmıştır:

"Hükümet tamamen duruma hakimdir. Biraz sonra Sayın Reisicumhur ve Başbakanın aziz Türk Milletine beyanatları yayınlanacaktır. Havada görülen uçaklar hükümeti desteklemekte ve Genel Kurmay Başkanı'nın emriyle uçmaktadır. Havada uçan Türk Hava Kuvvetleri tayyareleri hükümetin emrinde olarak vazife beklemektedir. Yolunu sapıtmış bir kısım Harbiyelilerin ve yanlış yolda olan azınlığın derhal kışlalarına çekilmelerini ve silahlarını bırakmalarını emrederim. Aksi takdirde bütün Silahlı Kuvvetlerle beraber, yarım saate kadar Hava Kuvvetleri taaruz edecektir.”

Tüm bu uyarılara ve Talat Aydemir'e arkadaşlarından gelen, kan dökülebileceği, bu nedenle hareketten vazgeçmenin daha iyi olacağı şeklindeki nasihatlere rağmen, darbe girişiminden vazgeçilmemiş, özellikle ihtilalcilerin jetlere ateş açması sonucu; İhtilalcilerle Hükümete bağlı kuvvetler arasında şiddetli çarpışmalar yaşanmıştır. Hava Kuvvetlerine bağlı jetler çatışmaları bastırmak için makineli tüfek ateşine başlamış, ölen ve yaralananlar olmuş, macera kanla noktalanmıştır. Olaylar bu noktaya geldikten sonra Meclis ve Genel Kurmay önündeki ihtilalci birlikler (Harbiyeli Gençler) ile Radyoevi civarındaki birlikler, silahlarını bırakıp teslim olmuştur. 21 Mayıs 1963 günü saat 7.30'da Hükümete bağlı kuvvetler tamamen duruma hakim olmuş, Talat Aydemir ve diğer ihtilalci arkadaşları tutuklanmıştır. Olayın kontrol altına alınmasının ardından Hükümet şu bildiriyi yayınlamıştır:
"20/21 Mayıs 1963 gecesi önceden yapılmış tertipler neticesinde Anayasa'yı ihlal amacını güden silahlı bir ayaklanma hareketi vuku bulduğundan, Anayasanın 124’üncü maddesi gereğince bugün (21 Mayıs 1963) saat 15’ten itibaren ve bir ay süre ile Ankara, İstanbul ve İzmir illeri sınırları içerisinde Sıkıyönetim ilanı 21 Mayıs 1963 tarihinde Bakanlar Kurulunca kararlaştırılmıştır.”

21 Mayıs olaylarında iki Harp Okulu öğrencisi, bir Astsubay ve bir Binbaşı ile dört er olmak üzere toplam 8 kişi yaşamını yitirmiş ve 26 kişi yaralanmıştır. 22 Şubatçılar ve olaylarla ilgili olarak İstanbul'da bazı kişiler tutuklanmıştır. Örfi İdare kanunu Meclis'te kabul edilmiş, İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı her türlü toplantıyı yasaklamış, Hürriyet, Milliyet, Akşam ve Tercüman gazeteleri, Sıkıyönetim Komutanlığı'nın bildirisine aykırı yayın yaptıkları gerekçesiyle 23 Mayıs tarihinden geçerli olmak üzere üç gün kapatılmıştır. Bunu Son Havadis ve Yeni İstanbul gibi diğer bazı gazetelerin kapatılması izlemiştir. Sıkıyönetim Komutanlıkları Ankara, İstanbul ve İzmir'de gece sokağa çıkma yasağı getirmiştir.
Başbakan İsmet İnönü’nün CHP Grubunda darbe girişimi öncesi yaptığı konuşma sonrası bozulan piyasalar, hükümetin duruma hakim olması üzerine beklenenin aksine düzelmeye başlamış ve daha önce bankalardan çekilen paralar tekrar bankalara yatırılmıştır. Alışverişin de arttığı gözlenmiştir.
Koalisyon Hükümeti’nde Değişiklik
21 Mayıs olaylarının ardından güçlü bir hükümet için bakanlıklarda değişiklik yapılması gündeme gelmiştir. Bu konu tartışılırken 7 Haziran'da YTP'li Rıfat Öçten Ulaştırma Bakanlığı'ndan istifa etmiş, yerine İhsan Dura getirilmiştir. Ertesi gün bizzat CHP'liler tarafından, bakanlığı döneminde hiç sanat okulu açmamasına rağmen, yedi adet İmam Hatip Okulu açmasıyla eleştirilen CHP'li Şevket Raşit Hatipoğlu, Milli Eğitim Bakanlığından istifa etmiş, yerine CHP Meclis Grubu Başkanvekili Dr. İbrahim Öktem atanmıştır. İstifalar bunlarla kalmamış ve art arda gelmiş, uzun zamandır düşünülen Koalisyon Hükümetindeki değişiklik isteği, 21 Mayıs sonrasında zorunluluk haline gelmiştir.
CKMP Ortak Grubunun, Basın-Yayın Bakanı Celal Tevfik Karasapan'ın istifasını sağlamak için, yaptığı ısrar sonucu 11 Haziran günü Başbakan Yardımcısı Hasan Dinçer dışında CKMP'nin bütün bakanları istifa etmiştir. CHP'li Devlet Bakanı Ali Şakir Ağanoğlu da istifa etmek zorunda bırakılmıştır. Ağanoğlu istifa etmediği halde, CHP'nin yayın organı Ulus Gazetesi’nde istifa ettiğine ilişkin haberler çıkmış ve bu gelişmeler CHP ortak grubunu karıştırmıştır. Bunun üzerine Ali Şakir Ağanoğlu, 13 Haziran'da istifa etmiştir.
Bakanlıkların paylaşımı konusunda partiler arasında yeni sorunlar çıkmış, Bakanlıklara ait kontenjanların yeniden belirlenmesi istenmiştir. Ayrıca CHP'nin Basın-Yayın Bakanlığı'nı istemesi ve Devlet Bakanlığı'nı CKMP'ye vermeyi düşünmesi, bakanların tayinlerde gecikme yaratmıştır. 15 Haziran'da bakanlıklara yapılan atamalarla karışıklık ortadan kalkmıştır.
Koalisyon Hükümeti'ndeki bu değişiklik zorunlu olmasına rağmen partilerin içindeki sorunları engelleyememiştir. Partilerin içinde yaşanan huzursuzluk yeniden ortaya çıkmış, bazı bakan atamaları beğenilmemiş, bakanlıkta gözü olanların muhalefeti ortaya çıkmıştır. Bu değişikliklerden başka bazı bakanların daha istifalarının isteneceği ifade edilmiştir.
YTP'de ise Ulaştırma Bakanlığı'na İhsan Şeref Dura'nın getirilmesi partiyi karıştırmıştır. YTP içindeki istifa tehdidine kadar varan bu durum koalisyonu tehlikeye sokmuş, YTP'nin koalisyondan çekilmesi halinde, CHP'nin Bağımsızlarla ya da yanlarına CKMP'yi de alarak yeni bir koalisyona gidebileceği belirtilmiştir.
Bu sırada 5 yeni bakanlığın kurulması da gündeme gelmiştir.

CHP ve YTP Arasında Çekişme Hıfzı Oğuz Bekata Olayı
YTP koalisyonda kalma kararı almış olmasına rağmen yerel seçimler konusunda CHP ile arasında anlaşmazlık meydana gelmiştir. AP ve YTP Meclis Grubu, yerel seçimlerin çoğunluk sistemine, CHP ve CKMP ise yerel seçimlerin nisbi temsil sistemine göre yapılmasını istemiştir. 13 Ekim 1963 tarihinde yapılması kararlaştırılan yerel seçimlerle ilgili tasarılar çıkmaza girince, Başbakan İsmet İnönü, Grup İdarecilerinin toplantılarından ayrı olarak, Koalisyonu oluşturan partilerin liderleriyle bir toplantı yapmaya karar vermiştir. YTP ve CKMP 2. Koalisyon’un ortağı olmalarına rağmen, partilerin teşkilatları AP ile koalisyondalarmış gibi gözükmüştür.
Bu esnada YTP ve CHP içerisinde, bakanlıklardaki değişiklik sonrası yaşanan huzursuzluk temmuz ayı boyunca devam etmiş, bu durum Koalisyon Hükümeti'nin geleceğini de tehlikeye sokmuştur. Koalisyon partilerinin içerisindeki ve koalisyon partileri arasındaki anlaşmazlıklar, İkinci Koalisyon Hükümeti'nin, yerel seçimler öncesinde ya da seçim sonuçları alındıktan sonra dağılacağını çok net göstermiştir. Koalisyon ortaklarından CHP ve YTP’nin parti içi sorunları çok sayıda istifaya sebep olmuştur.
YTP Genel Başkanı Ekrem Alican, koalisyon protokolü esaslarına uyulmadığını, partizan idare ve CHP'li Bakanların YTP ve CKMP'li Bakanlara karşı davranışlarını, iç politika konularında CHP'nin ortaklarına bilgi vermemesini, radyonun tarafsız davranmamasını, yüksek devlet memurluklarına yapılacak atamalarda koalisyon ortaklarının onayının alınmamasını eleştirmiştir. Buna ilişkin bir muhtıra vermiştir.
CHP'nin YTP'nin muhtırasına karşı umursamaz davranması, 14 Ağustos 1963 günü YTP'nin Koalisyon'dan çekilmek istemesiyle 24 saatlik bir buhrana neden olmuş, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel'in araya girmesiyle Hükümetin düşmesi engellenmiş ve sorunun çözümü için Cumhurbaşkanı'nın başkanlığında bir liderler toplantısı yapılmasına karar verilmiştir. Yapılan bu toplantıda Koalisyonun devamı kararlaştırılmıştır. Ancak siyasi istikrarsızlık ekonomiyi de olumsuz etkilemiştir. Ekonomi ekonomik sorunlar hükümetin karşısında yığılırken, siyasi istikrar tam olarak sağlanamamıştır.
Koalisyon Hükümeti, partiler arasında ve partilerin içindeki sorunlar nedeniyle 1963 yılının Eylül ayında böyle zor günler geçirmekteydi. Bu kritik ortamda İkinci Koalisyon Hükümeti'nin gerçekleştirdiği belki de en elle tutulur icraat ise dış politika alanında ve "Ortak Pazar" (AET) konusunda olmuştur. Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) arasında 12 Eylül'de Meclis Şeref Salonunda Ortaklık Antlaşması imzalanmıştır.
Ancak tüm bu gelişmelere rağmen Koalisyondaki kriz bir türlü önlenememiştir. 2 Ekim'de, İçişleri Bakanı Hıfzı Oğuz Bekata'nın, YTP Genel Başkanvekili ve Sağlık Bakanı Yusuf Azizoğlu'nu kürtçülük ve bölgecilik yapmakla suçlamasına YTP'den sert bir tepki gelmiştir. YTP'li milletvekilleri CHP'li bakanı istifaya davet etmiş, gerginlik hükümeti tehlikeye sokacak derecede artmıştır.
Bekata Olayı, Koalisyon Hükümeti içerisinde uzun süredir devam eden CHP-YTP çekişmesini şiddetlendirmiştir. Bekata'ya karşı CKMP de YTP'ye destek vermiş, Bekata hükümette kaldığı takdirde CKMP ve YTP, bakanlarının bakanlar kurulu toplantılarına da katılmayacaklarını açıklamıştır. Bu açıklamalar üzerine İçişleri Bakanı Hıfzı Oğuz Bekata bir beyanat vermiş, grupta yaptığı konuşmalarda Türkiye'deki Kürtçülük hareketi ve faaliyetlerinden hiç bahsetmediğini söylemiş, Azizoğlu'na yaptığı suçlamalar hakkında "Yusuf Azizoğlu, Yeni Türkiye Partisi demek değildir" demiş ve sözlerine şöyle devam etmiştir:
"Ben YTP için hiçbir şey söylemedim. Ahlak ve haince kelimelerine de cevap şudur. 27 Mayıs devriminin Bakanı olarak Celal Bayar'ı ziyaretle elini öpen, Zeki Erataman'ı, Hayrettin Erkmen'i ve diğerlerini ziyaret ederek dertleşen hain ve eşkıya Halis Öztürk'ü Ağrı'ya yollamaya teşebbüs eden ben miyim kendisi mi?”

Koalisyon Hükümeti'nde yaşanan bu ciddi sıkıntıyı aşmak amacıyla, Başbakan İsmet İnönü, 3 Ekim 1963 günü önce Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel ve sonra da Hıfzı Oğuz Bekata ile görüşmüştür.
Bu görüşmelerin ardından CHP'den Başbakan İnönü, CKMP'den Hasan Dinçer ve YTP'den Raif Aybar'ın katıldığı üçlü bir koalisyon toplantısı yapılmıştır.
Ertesi gün, Hıfzı Oğuz Bekata İçişleri Bakanlığı'ndan istifa etmiş, İçişleri Bakanlığı'na vekaleten Vefik Pirinçcioğlu atanmıştır. Bu şekilde kriz atlatıldı sanılırken, 8 Ekim'de Sağlık Bakanı Yusuf Azizoğlu'nun konuyu tekrar Millet Meclisi'ndeki konuşmasında gündeme getirmesi ikinci koalisyonun sonunun geldiğini gözler önüne sermiştir.
27 Eylül'de D.D.Y.'nın lokomotif ihalesinde YTP'li Ulaştırma Bakanı'nın görevini ihmal ettiği ve diğer görevlilerin de görevlerini suiistimal ettikleri sonucuna, Tahkikat Komisyonu oybirliğiyle karar vermiştir. 9 Millet Partili milletvekili tarafından YTP'li Bakan İhsan Şeref Dura'nın Lokomotif ihalesinde görevini ihmal ettiği gerekçesiyle Meclis soruşturması açılması için de önerge verilmiştir. Dura, gazetecilerin "istifa edecek misiniz?" şeklindeki sorusuna "İstifa edip suçu üzerime mi alayım? Ben şahsen suçlu olduğuma inanmıyorum. Suçunu ve hatasını anlayan insan şayet şerefli bir insansa istifa eder" demiştir.
18 Ekim'de MP'nin verdiği soruşturma önergesi ise YTP ve CHP'nin oylarıyla reddedilmiştir.
Bütün bu gelişmelerden sonra koalisyonun dağılacağı anlaşılmış; Ekrem Alican, İnönü'ye koalisyonu yenilemesi ve CHP-AP koalisyonu kurmasını tavsiye etmiştir.