Sedat SADİOĞLU'nun 13 Temmuz 2025 tarihli yazısı: KALİTENİN BOYUTLARI-8/3: Kuralların ve Sistemin Anlamı

İnsan Hayatında ve İnsanlar için Kurallar Niye Vardır?

Bu soruyu iki temel saptama ile özetledikten sonra biraz ayrıntıya gireceğim.

1. Saptama; insanın doğasından gelen bir serbest hareket etme isteği vardır.

2. Saptama; yine insanın doğasından gelen, geniş bir hayal etme gücü vardır.

Yukarıdaki bu istekleri ve gücü, yine insana ve genele uyarlamak için, bir çalışma yapmak gerekir.

İnsanın serbestliğini, eski çağlarda, gücünden korkulan doğa kuralları ve hatta kendisinden güçlü hayvanlar kısıtlamıştır. Örneğin, insanoğlu kuraklıktan kırılmış ve belki de sadece bu yüzden güneşe tapmıştır.

Yine insan, toprağın bereketine hayran kalıp toprağa tapmış, bunu su, ateş, dağ, taş, vb. doğa elemanları takip etmiştir. Ortaçağda bu gücün yerini dinler almıştır. Dinin etkisiyle savaşlar çıkmış ve hatta insanlara zulüm yapılmıştır.

Yeniçağda, bilimin çok hızlı gelişmesiyle, gücü artık insan eline almıştır. İnsanın gücü ve serbest hareket etme isteği, insanla insanı karşı karşıya getirmiştir. İnsanın kendisiyle bu karşılaşması, haksızlıkları ve eziyetleri ortaya çıkarmıştır.

İnsan nasıl olur da yine hemcinsine zulüm yapabilirdi! Bu zulüm kendisini bazen iç-savaşlarla, bazen de dünya savaşlarıyla gösterdi. Artık sadece ülkeleri değil, dünyayı ilgilendiren bildiriler, deklarasyonlar, antlaşmalar, sözleşmeler, dernekler, örgütler ve kanunlar ortaya konup, geliştirilmek ve yerleştirilmek zorundaydı. Üstelik bütün ülkelerin katılımını zorunlu kılmak da gerekliydi.

Günümüze geldiğimizde her bir alanda o kadar çok kural ile karşılaşıyoruz ki; bu hem gereklidir, hem de uzun bir deneyimin kaçınılmaz sonucudur. Gelecekte kuralları koyacak olan akıllı bilgisayarlar (robotlar) olursa buna şaşmamak gerekir.

Aşağıdaki tabloda insanlığın tarihsel gelişimini, kurallar gözlüğü ile gören bir yapı düşünülmüştür.

İnsanlığın Gelişimi

Kuralları Koyan

İnsanlığa Zara Veren Oluşum(lar)

İlkçağ

Doğa

Doğal felaketler (sel, çığ, kuraklık, yangın, yıldırım), vb

Ortaçağ

Din

Din/mezhep savaşları, tabular, engizisyon mahkemeleri, vb.

Yeniçağ

İnsan

Dünya savaşları, nükleer denemeler, kirlenmeler, doğal felaketler, vb.

Yakınçağ-1

Akıllı Bilgisayarlar

(?)

Yakınçağ-2

Yapay Zekâ

(?)

Şimdi, buradan yola çıkarak bir soru ve arkasından da bir yorum ile sonuca gitmeğe çalışalım; insanlar kurallara neden uyarlar, ya da neden kurallara uymak zorundadırlar?

Yanıt; yaptırım korkusundan,

Yanıt; insanlık adına kurallara saygı duymalarından,

Yanıt; yılların verdiği alışkanlık ve öğretilerden dolayı.

Görülen o ki; 1. yanıt diğer yanıtlara oranla en etkili ve önemli olmaktadır. Bugün sanayi devrimi geçirmiş, bizim medeni dediğimiz bu ülkelerdeki insanlar, yine bizler tarafından kuralcı olarak nitelendirilir. Kural koyan, o kuralın yaşaması için onu uygulamak zorundadır. Medeni ülkelerin yaptığı bir yerde (tam da) budur.

Aşağıdaki şekilde yukarıdaki yorumları içeren bir basit şema yer almaktadır.

KURALLAR - KANUNİ ZORLAMALAR - HOŞGÖRÜ - ORTAM (ALIŞKANLIKLAR) - UYUM

Nedir Sistem?

Sistemin sözlük anlamı; (TDK-Türkçe Sözlük, 1988) 1] dizge, 2] düzen, 3] bir sonuç elde etmeye yarayan yöntemler düzeni, -eğitim sistemi, seçim sistemi, 4] yol, yöntem, -eski bir sistem, 5] bir aracı oluşturan düzen, düzenek, tertibat, -fren sistemi, 6] model, tip.

Kalite açısından anlamı; (Toplam Kalite Yönetimi Sözlüğü, Beyaz Yayınları,6);

Bir işlevsel etkinliği yerine getirmeye veya desteklemeye (ya da her ikisi birden) muktedir olan alet, beceri ve tekniklerin bir bileşimidir.

Bütün bir sistem, işlevini yerine getirmek ve kendi işlevsel çevresinde kendi kendine yeter duruma gelebilmek için gerekli olan desteği sağlamak amacıyla, gereksinim duyduğu tüm aletleri, ilgili birimleri ve kuruluşları, malzemeyi, hizmetleri ve personeli bünyesinde tutar.

Sistemi kısaca; kurallar ve dengeler topluluğu olarak açıklayabiliriz. Bu tanımlama, bizi şu hataya düşürmez; basit bir kural varsa sistemden bahsedilemez. Hayır! Basit de olsa bir kuralın varlığı, yine bir sistemin belirtisi ve göstergesidir.

İnsanın toplumsal bir varlık olduğunu artık biliyoruz ve hiç şüphesiz kabul ediyoruz. Toplumun en küçük elemanı olan insan, yine insanlarla beraber yaşamaya mecburdur ve muhtaçtır. Bu salt fizyolojik, ticari veya diğer maddi ihtiyaçlardan dolayı değildir.

Bu “insanın insanca yaşaması” için bir gerekliliktir. Tarih kendini diğer insanlardan ve toplumlardan soyutlayan, kendi kabuğuna çekilen ve bu çerçevede bir yaşam tercih eden ancak sonları yok oluşla biten topluluk ve milletlerle doludur.

Üstelik bu topluluklar zamanını ve kendilerini aşan bir performansla yol aldıkları halde, bu tutumları onların yok oluşlarını veya erimelerini engelleyememiştir. Tarihçiler bu toplulukların medeniyetleri ile ilgili antropolojik ve sosyolojik gelişimlerini incelediklerinde hayretler içinde kalmaktadırlar.

Üstelik bunu günümüzde bile mantıklı gerekçeler ile açıklamakta zorluk çekmektedirler. Sümer, Mısır, İnka, Maya, vb. medeniyetler bunlara birer örnektir.

İnsanın gelişmesini daha çok, yine kendi çıkarı için amaçlayan, geriye dönüp baktığında hataları tekrarlamayan ve ileri dönük program ve çalışmalar içine hiç bıkmadan gire bir düşünce asla yok olamaz! (Sedat Sadioğlu)

Bu düşünce de bizi bireysel hareket noktasına getirmemelidir, çünkü fikirlere sahip çıkan ve bunu geliştirenler oldukça -ki bu hep olacaktır- yine bu fikir veya düşüncenin arkasında insanlar veya topluluklar olacaktır demektir. (Sedat Sadioğlu)

Toplumun ve bu toplumu oluşturan pek çok insanın sahip çıktığı bir ortak düşünce, artık o topluma mal olmuştur! (Sedat Sadioğlu)

İnsanoğlu, ister çiftçilikle uğraşsın, ister ticaret, bilim, din ya da sanatla, artık öyle bir noktaya gelmiştir ki, etkileşimi ve paylaşımı öğrenmiştir. Ortaçağda artık hedef çizilmiştir, ilerlemek. Bunun için doğru veya yanlış ne varsa yapılmıştır.

Yöntemler ve yollar bazen eksik, yanlış, bazen de doğru olmuştur ancak, artık geri dönülemez ve kendilerini içinde buldukları bir dünya ile baş başa kalmışlardır. İnsanın kendini bulması, tanıması, aşması ve ilerlemesi uğruna ne varsa -savaşlar dahil- yapılmıştır.

Ferdiyetçilik başlamıştır ancak kendi ve gücü çerçevesinde, ticaret artmıştır ancak ulaştığı ve kabul gördüğü yer ölçüsünde, savaşlar artmıştır ancak teknik ve insani kaynakların yeterliliği ölçüsünde. Bu örnekleri daha da arttırabiliriz.

İnsanoğlu bugüne gelene dek pek çok dev adımlar atmıştır, pek çok gelişmeye insanlık adına imza atmıştır. Ancak yaptığı öyle bir hata vardır ki, bunun cezasını ve zararını görmektedir. Bu hata, dengeyi kuramamasıdır.

Konu ve uğraş ne olursa olsun, hedef insan veya insanlık ise dengelerin kurulması ve korunması için elden gelen yapılmalıdır. İnsan, yine kendisine bu kötülüğü yapmıştır. Savaşlar buna en güzel (ve üstelik kötü bir) örnektir.

Biliyoruz ki, bir savaş varsa sonucunda galip gelen yoktur, hep kaybeden vardır, o da yine insandır. Bugün yeryüzünde gerçekten sömürülen, geri kalan, geri bırakılan kıtalar vardır. Bu bir insanlık ayıbıdır. Bunun izlenmesi ve önlem alınmaması da yine bu ayıbın devam ettiğinin göstergesidir.

Sistem sözcüğüne açıklama getiren ve örneklere daha bilimsel ve somut yaklaşım getiren bilgileri, sistemin sürekliliği başlığında bulabilirsiniz. Bu bölümde mükemmel sistemlerden ve dengelerden bahsedilmektedir.

Ancak kalite olgusu, insanla beraber anlaşıldığına göre, ya da elemanı insan olduğuna göre, o kadar basit ve somut bir örnekle birbirine bağlanamamaktadır. Ortaya bazı engeller çıkmaktadır. Çıkan engeller yine insan kaynaklıdır.

Buradan çıkan temel bazı sonuçlar şunlardır;

1. Bir kural varsa denge de olmalıdır. Bu denge;

  • Adalet olabilir,
  • Eşitlik olabilir,
  • Dürüstlük olabilir,
  • Karşılıklı güven olabilir,
  • Karşılıklı sevgi ve saygı olabilir,
  • Temiz bir çevrenin kendisi olabilir,
  • Sağlıklı ve stressiz yaşamın ta kendisi olabilir.

2. Bir kural ve aynı anda dengelerden bahsediyorsak, basit de olsa bir sistem vardır.

3. Sistemsiz hiçbir çaba ya da girişim, sağlıklı sonuca ulaşamaz! Bu noktadan itibaren varılacak daha pek çok sonuç olacaktır. Ancak, benim vurgulamak istediğim, insan ve kaliteyle bağlantılı olarak; bir sistem anlayışının yaşamımıza girmiş olmasıdır. Bazı somut örnekleri şöyle verebiliriz;

  • Hukuk sistemi
  • Askeri sistem
  • Güvenlik sistemi
  • Siyasi sistem
  • Çevre sistemleri
  • Ticaret sistemi
  • Bankacılık sistemi
  • Sağlık sistemi
  • Kalite sistemi
  • Güneş sistemi
  • Eğitim sistemi
  • Savunma sistemi
  • Kaldıraç sistemi
  • Vergi sistemi
  • Seçim sistemi, vb.

(NOT: 8/3. bölümün sonu…)