Dr. R. Bülend KIRMACI'nın 15 Temmuz 2025 tarihli yazısı: Saplantılı, Takıntılı veya 'Tek Olgu'lu' Siyaset...
Bir yönetim bilimi ve sanatı olarak siyaset, topluma ait sorunlara çözüm getirme faaliyetidir.
Eğitim, ekonomi, kültür farklılıkları içinde olan halka hakça hizmet üretmek ve dünya dengelerini gözetmek; siyasetin ödevidir.
Nasıl ki yüz çeşit yaşam biçimi varsa, bin türlü de mesele vardır.
Bu bağlamda kapsayıcı, istikrarlı, sürdürülebilir siyasetin toplumu kucaklayarak ve disiplinler - arası bilgi birikiminden de yararlanarak iş ve işlem yapması; kaynakların ve zamanın verimi açısından da önemlidir.
Ne ki, iletişim çağında medyanın gündem belirleyici etkisi, siyaset tarafından kötüye kullanılabilmektedir.
Kolaycı, külüstür, kalpazan siyaset, tek bir olgunun / sorununun gündemde tutulması ve diğer sorun alanlarının unutturulması bakımından kimi popüler medya ile zımni bir iş birliği sergiler.
Öyle ya halkın, ekonomik, devletin dış güvenlik, gençlerin iş bulma, adaletin yenilenme "meseleleri", pat diye ortaya atılan bir kayıkçı kavgası ile kulak ardı edilebilmektedir.
Oysa bir an'da, bir momentte tek bir olguya odaklanmak ancak karşılıklı aşklar için geçerlidir.
Devletler böyle yönetilmez.
Yek bir konuya odaklanılmaz (aslında hayat da buna izin vermez)
Amerikan başkanlarına yakıştırılan bir alaycı anlatım vardır: Derler ki; "Amerikan Başkanları aynı anda sakız çiğneyip, düşünemez"...
Her neyse, siyaset elbet takım oyunu ve sistem sorunudur da...
Ve nerede olursa olsun tek bir olguya "saplanmak", "takılmak" ulusun yararına değildir.
Yok değilse ve tekil konular gündemi tıkarsa ve bu durum kanıksanırsa, devreye psikolojik açıklamalar da girer...
Örneğin, (saplantı- takıntı) sürekli tekrarlayan, kişinin / toplumun, mantığına, görüşlerine, ahlak anlayışı ve inançlarına ters düşen, istemeden zihnimizi zorlayagelen düşünceleridir...
Diyelim ki, "şu Parti, bu kişi, şu zamanda, şunu dedi" üzerine, evet sadece bunun üzerine kurulan bir siyaset; iktidarı kadar muhalefeti ile takıntılı, saplantılı bir siyasettir.
Burada bireyselden toplumsala karşılıklı etkileşim halinde üreyen takıntılı siyasetten söz ederken, bu tür siyasetin, böyle bir siyasal gündemin,
kişilerin / kurumların (kamu yönetimi, partiler, basının) belirli düşünceleri, davranışları veya dürtülerini aşırı bir istekle sürekli olarak tekrar etmesinden söz ediyoruz.
Siyasal ve sosyal Takıntılar ve Saplantıların sonu ise otokritik, faşist, monolitik, otarşik yapılanma ve kültürün hegemonyası ile sonlanır...
Oysa demokrasi; aklı, bilimi, özgür düşünceyi canlı tutmaktan, bu değerleri, saplantı, safsata, takıntı ve tahakkümün cenderesi altında ezdirmemekten geçer...
Ve katılımcı demokrasi zemininde çoğulcu demokrasi,
güçlerin dengeliliği, devletin denetlenebilirliği, siyaset eliyle sorunların bir diğerine feda etmeden ve ertelemeden bütünsel olarak ele alınabilirliğinin de teminatıdır.
Tek bir gerçek olsa da akıp giden zaman içinde 'hiç değişmeyen bir doğru' olduğu fikrine mesafe koymamız gerektiği kadar, aynı an'da, aynı zaman kesitinde birden fazla sorunla uğraşmamız gerektiğini de içtenlikle kabul etmeliyiz...
Devlet ve toplum ve hatta insanlığın meselelerinin çetrefilli ve çeşitli oluşu karşısında, takım oyunu ve bilime dayanan, özgür basın ve düşünce tarafından tartışılarak olgunlaştırılan siyaset, hepimizin yararınadır.