Moda çoğunlukla estetikle ilişkilendirilerek dar bir kalıba sokulur. Oysa toplumsal yaşamdaki karşılığı çok daha geniştir. Çeşitli alanlarda başkaları tarafından hazırlanarak dolaşıma sokulan şablonlar, belirli dönemler için “normal” olarak kabul edilir. Bu durum aslında bir tür tasniftir. Çünkü “biz” ve “onlar” zamirlerinin içi biçim üzerinden doldurulmuş olur. Böylece moda aracılığıyla yalnızca eğilimler değil, aidiyetler de şekillenir.
Modayla belirlenen sınırların içinde kalanlar, toplumun merkezine daha yakın bir konuma yerleşir. Buna karşılık “öteki” ilan edilenler, bu sınırların dışına itilen ve çoğu zaman bulundukları yerin dezavantajlarını yüklenmek zorunda bırakılan kesimlerdir. Dolayısıyla moda sadece giysileri, mekânları ya da günlük alışkanlıkları biçimlendirmekle kalmaz; aynı zamanda kimlik haritalarını da çizer. Hangi özelliklerin görünür olacağına, hangilerinin bastırılacağına ilişkin güçlü bir söylem üretir. Moda, kimin nerede durduğuna ya da durması gerektiğine dair örtük bir iddia ileri sürerek toplumsal düzenin inşasında önemli bir yer tutar.
Tüm bu nedenlerden dolayı moda üzerine düşünmek, aslında toplumun kendisini nasıl örgütlediğini düşünmektir. Çünkü moda, yalnızca estetik tercihlerden ibaret değildir; hiyerarşileri, sınıf ilişkilerini ve kültürel iktidar biçimlerini görünür kılan düzenleyici bir işleve sahiptir. Modayı yalnızca üretim-tüketim süreçlerinin bir parçası olarak görmek ise onun gündelik hayatın dokusuna sinmiş etkilerini gözden kaçırmak demektir. Dolayısıyla, modanın bizi nasıl etkilediğini sorgulamayı unutmamak, belki de yapabileceğimiz en bilinçli tercihtir.