Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 27 Şubat 2026 tarihli yazısı: Sporda Tırmanan Şiddet!
Spor sevgidir, dostluktur, rekabettir ve o güzel deyişle "renklerin kardeşliğidir".
Ne yazık ki son zamanlarda sporda ve özellikle futbolda, gerilim artmakta, saha dışında ve tribünde karşılıklı şiddete varan taşkınlıklar yaşanmaktadır.
Türkiye bir sporseverler ülkesi ve futbol, milyonlara hitap eden bir heyecan; bu mecranın amacına yaraşır şekilde işlemesi için artan gerilimin ve şiddet eğiliminin irdelenmesi ve böyle bir ortamın geride bırakılması gerekiyor.
Türkiye’de spor ve futbol, birleştirici gücü ile her yaştan insana heyecan ve umut vermelidir...
Bundan elli, altmış yıl önce tribünlerde takım elbiseli, şık zarif ailelerin de maçları izlediği günlere tanık olunmuştur.
Belki çağımız zaman ve mekan kavramının insanı zorladığı bir devrandır ancak bu yine de gerginliği açıklamaz ve şiddeti haklı kılmaz...
Gerçekten, özellikle futbol karşılaşmalarında artan taşkınlıklar, oyunculara ve oyuncuların bazen birbirlerine ve hakemlere yönelik sözlü ve fiziksel şiddet vakaları, sporun ruhuyla çelişen bir tabloyu gözler önüne seriyor.
Bu bir ölçüde, ekonomik zorluklarla boğuşan, astronomik yabancı transferlere karşılık amatör spora yeterince kaynak ayrılmamasının dolaylı tepkisini de içinde taşıyan ve son dönemde ortaya saçılan 'şike / bahis' skandallarıyla yorulan bir toplumsal ortamın da sonucu olabilir...
Yine de "şiddet" doğal değil, haklı değil, mazur görülebilir değildir...
Tribüne gelmeden önce özellikle gençlerin eğitimi çok önemlidir.
Eğitim derken, kitle sporunun olanaklarını da içine alan pratik bir sürece atıf yapmak uygun olacaktır.
Türkiye’de spor altyapısı yıllar içinde önemli bir büyüme gösterdi...
Bu bağlamda, resmî kayıtlara göre ülkemizde yaklaşık 18 bin dolayında tescilli spor kulübünde 7 milyona yakın lisanslı sporcu faaliyet gösteriyor.
Futbol özelinde lisanslı oyuncu sayısı ise yüz binler seviyesinde; geçmiş yıllarda yapılan açıklamalarda yaklaşık 400 bin lisanslı futbolcu olduğu konuşulmuştu...
Ancak iki olgu var ki bu noktalarda eksiğiz: Birincisi alt yapı tesisleri yeterli değil... İkincisi okul ile sporun ve futbolun bağı gelişmiş değil...
Öte yandan uzmanlar, sporda kültürel bağların güçlü olmasını olumlu bulurken, rekabeti aşırıya taşıran davranışların artmasının, yukarıda değindiğim dolaylı örnekleri de içinde barındıran toplumsal bir soruna işaret ettiğini söylüyor...
Gerçekten, sosyal medyanın da etkisiyle olayların büyüdüğü, gençler arasında kutuplaşmanın derinleştiği vurgulanıyor.
Öyleyse eğitimi, yatırımı, alt yapısı, hukuki düzeni, medyasıyla sporda ve futbolda artan şiddet eğilimini sönümlendirmek ve sporun insanımıza yaraşır mecrada seyretmesini sağlamak için hepimize görevler düşüyor.
Bu bağlamda ve daha genel anlamda "çözüm" sadece ceza veya yaptırımlarla sınırlı olmamalı; spor kültürünün tabana yayılması, fair-play (centilmenlik) eğitimleri, aile ve okul ortamlarında spora saygının öğretilmesi gerekiyor...
Bunu yapabilir sporu ve futbolu çok daha güzel yaşayabiliriz.