Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 20 Şubat 2026 tarihli yazısı: Barajlar ve Türkiye’deki Önemi...
Su, hayattır.
Hayat, enerjidir.
Barajlardan elde edilecek enerji yaşamsal önemdedir.
Türkiye aslında bir barajlar ülkesidir.
Bizim eski DPT'miz ve kadim DSİ Teşkilatımızın deneyimi, sıfırdan bir ülkeyi kalkındıracak kapasitededir.
Su ve barajlar, çağdaş devletler için stratejik bir güç unsurudur.
Özellikle iklim krizinin derinleştiği, yağış rejimlerinin değiştiği ve kuraklık riskinin arttığı günümüzde barajlar, sadece mühendislik yapıları değil; ekonomik, sosyal ve çevresel açıdan çok boyutlu planlama araçları / yapıtaşları hâline gelmiştir.
Türkiye gibi maalesef güncelde yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkeler için barajlar, kalkınmanın ve sürdürülebilirliğin kilit unsurlarıdır.
Ne ki, Türkiye'de kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı yaklaşık 1.300–1.400 metreküp civarındadır.
Bu değer, Türkiye’yi “su gerilimi yaşayan ülkeler” kategorisine sokmaktadır.
Öte yandan, nüfus artışı, tarımsal sulama ihtiyacı ve sanayileşme dikkate alındığında, mevcut su kaynaklarının etkin ve planlı kullanımı hayati önem taşımaktadır.
İşte bu noktada barajlar devreye girmektedir.
Barajlar; suyun depolanmasını, düzenli dağıtımını ve ihtiyaç zamanlarında kullanılmasını sağlayarak hem tarımı hem de kent yaşamını ayakta tutan temel altyapılardır.
Yukarıda da ifade ettiğim gibi, Barajların en önemli işlevlerinden biri de hidroelektrik enerji üretimidir.
Türkiye ise, enerji ihtiyacının önemli bir kısmını hâlen dış kaynaklardan (ithalat yoluyla) karşılamaktadır.
Oysa, hidroelektrik santraller yerli, yenilenebilir ve görece temiz enerji üretimi açısından büyük bir avantaj sunar.
Bugün Türkiye’de üretilen elektriğin yaklaşık yüzde 20–25’i hidroelektrik santrallerden sağlanmaktadır.
Keban, Karakaya, Atatürk, Ilısu ve Deriner barajları gibi büyük ölçekli projeler, hem ulusal enerji arzına katkı sağlamış hem de bölgesel kalkınmanın önünü açmıştır.
Bu barajlar sayesinde yalnızca enerji üretilmemiş; istihdam yaratılmış, ulaşım altyapısı gelişmiş ve yerel ekonomiler canlanmıştır.
Ayrıca ve yanı sıra,
Türkiye’nin tarımsal üretimi büyük ölçüde sulamaya dayalıdır.
Barajlar, özellikle Güneydoğu Anadolu,
İç Anadolu ve Ege gibi bölgelerde tarımsal verimliliği belirleyen en önemli faktörlerdendir.
GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) kapsamında inşa edilen barajlar ve sulama kanalları, milyonlarca hektar tarım arazisinin verimli şekilde kullanılmasını sağlamıştır.
Bu durum yalnızca çiftçinin gelirini artırmakla kalmamış, aynı zamanda gıda arz güvenliği açısından da Türkiye’ye önemli bir avantaj kazandırmıştır.
Bu bağlamda, tarımsal üretimin sürekliliği sağlanarak fiyat dalgalanmalarının ve gıda krizlerinin önüne geçilmektedir.
Dahası büyük şehirlerin içme suyu ihtiyacı da önemli ölçüde barajlardan karşılanmaktadır.
Günümüzde baraj yapım politikalarının, insan–doğa dengesini gözeten, katılımcı ve bilimsel yaklaşımlarla ele alınması zorunludur.
Barajlar, Türkiye için suyun, enerjinin, tarımın ve geleceğin nirengi noktasıdır.
Doğru planlanan, çevreyle uyumlu ve toplumsal faydayı önceleyen baraj politikaları, Türkiye’nin hem ekonomik bağımsızlığına hem de sürdürülebilir kalkınma hedeflerine güçlü katkılar sunmaya devam edecektir.
Açıktır ki, "suya sahip çıkmak", aslında geleceğe sahip çıkmaktır...