Dr. R.Bülend KIRMACI’nın 13 Kasım 2026 tarihli yazısı: Kültürel Kalkınma

Kalkınmanın bütünselliğine inanıyorum.

Ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel kalkınmanın eşanlı uygulanan bir Planlama anlayışına dayalı olmasını önemsiyorum.

Bu konuyu 14. kitabımın teması olarak çalışma günceme aldım.

Gücüm yettiğince irdelemeye devam edeceğim...

Önce bir ara vurgu yapayım izninizle: Bence, "kalkınma" kavramı da yerini "gelişme" kavrayışına bırakmalı.

Gelişme; kalkınmayı da içeren, toplumun, bireyin sosyal olanaklarla ve yaşam kalitesiyle belirginleşen daha tümel bir kavrayış.

Kuşkusuz, "kalkınma" / "gelişme" yalnızca ekonomi değildir.

Evet, onun atom çekirdeği "Büyüme" rakamlarla ölçülür.

Ancak "gelişme" kültürle anlaşılır ve anlam bulur.

Kültür, bir toplumun kadim ve güncel belleğidir...

*Dilidir.

*Ahlakıdır.

*Estetik anlayışıdır.

*Birlikte yaşama becerisidir.

*Sergilediği maddi üretim;

*Sahip olduğu manevi birikimdir...

Değerli okurlarım siyaset şapkamla yazdığım makalelerimde insancıl bir düzeni öncelediğimi anımsarlar.

İşte kültürel kalkınma anlayışı da, insanı merkeze alır.

Bu anlamda benim için bu kavram ve kavrayış çok değerli ve önemlidir.

Kültürel Kalkınma; insanı yalnızca tüketen değil, üreten bir varlık olarak görür.

Bireyi, düşünen, sorgulayan bir varlık olarak kabul eder.

Bu kabul, özgürlük içinde örgütlenerek, demokrasi kültürünün de yolunu açar...

Kültürel ortam gelişmeden demokrasi kolay kolay kök salamaz.

*Hukuk işlemez.

*Eğitim derinleşmez.

*Ekonomi sürdürülebilir olmaz.

Elbette tek tip bir kültür değildir konu olan, ancak, kültürel gelişmenin, güzel sanatlardan köy okuma odalarına, yıllık kitap okuma olanaklarından seyahat etme koşullarına kimi evrensel standartları da vardır.

Kütüphaneler bir ülkenin vicdanıdır.

Tiyatrolar kamusal aklın aynasıdır.

Müzeler toplumsal sürekliliğin tanığıdır.

Sanat, sessiz itirazın en güçlü biçimidir.

Nihayet "kültürel kalkınma", farklılıklarla barışmayı öğretir.

"Ötekini" tehdit olarak değil, zenginlik olarak görmeyi sağlar.

Yabancılaşmayı aşar.

Birlikte yaşama kültürü böyle oluşur.

Bir diğer olgu da şudur: Yerel kültürler korunmadan ulusal kültür güçlenmez.

Ulusal kültür güçlenmeden de evrensel kültüre katkı sunulamaz.

Farklılıkları zenginlik olarak içselleştirmek ancak kültürel gelişme ve demokrasi kültürünü özümseme ile olasıdır.

Bizim Cumhuriyet'imiz de gerçek anlamda kültürel bir başyapıttır; özgündür.

Ve tabii kültürel boyutu da olan kalkınma / gelişme için en temel kurum: Eğitimdir!

Eğitim, kültürel kalkınmanın anahtarıdır.

Ezberleyen değil, anlayan bireyler yetiştirilmelidir.

O arada sanat eğitimi de lüks değil, ihtiyaçtır.

Çocukların kitapla, müzikle, resimle buluşması özde, nüvede, bir kalkınma kavrayışı meselesidir.

Tıpkı gençlerin düşünce üretmesi gibi...

Kadınların kültürel hayata eşit katılımıysa başlı başına bir kültür meselesidir.

Tüm bu anlayışı hayata geçirmek, kalıcılığını sağlamak ve ileri gitmek için: Kültür Politikalarına gereksinim vardır.

"Kültür politikaları" günü kurtarmak için yapılmaz...

Uzun vadeli düşünülür.

Sabır ister.

İstikrar ister.

Kültür alanına ayrılan kaynak da israf değildir.

Yatırımdır.

Geri dönüşü yavaştır ama kalıcıdır.

Açıktır ki; kültürel olarak gelişmiş toplumlar her türlü krize daha dayanıklıdır.

O toplumlarda yaşayan yurttaşlar; diyalog kurmayı bilir, eleştiriye tahammüllüdür.

Buna karşılık, bugün kültürü ihmal edenler, yarın toplumsal çözülmeyi konuşmak zorunda kalır.

Bugün kültüre yatırım yapanlar, yarın güçlü bir toplumu inşa eder.

Gerçek ve kalıcı kalkınma ise, insanın kendini gerçekleştirmesiyle başlar.

Ve kültürle tamamlanır.

Umarım Kültürel Kalkınmaya yeterince önem verdiğimiz bir bilinçlenme yaşarız...