Dr. R.Bülend KIRMACI'nın 16 Aralık 2025 tarihli yazısı: Mali ve İktisadi Politika Tercihleri ve Sonuçları
Türkiye vergi adaleti ve ücret hakkaniyeti açısından son derecede sorunlu bir ülkedir.
Gelir dağılımı çarpıktır. En alttaki kesimler ile en üsttekiler arasında en az dokuz kat gelir farkı vardır.
Refah payını gözeten, emek gelirlerini hayat pahalılığı altında ezdirmeyen yapılanmadan çok uzaktayız.
Biz, “kalkınmayı” parasal önlemlere bağlamışız: “Para” ise bizde en az bulunan şey:
O kadar öyle ki, bütçe açık, ödemeler dengesi negatif… Dahası, bu iki veri neredeyse kalıcılık kazandı.
Aylar, yıllar faizi baskılayıp, dolara avroya yüksek getiriler sunduk, o arada, ithalatı kamçılayıp, salgında düşen turizm gelirleriyle döngüsel açıkları dizginleyemez hale geldik.
Elbette “faiz” zehirdir, ancak yerli yerinde kullanılırsa, aynı zamanda panzehirdir.
Düşünelim: faiz baskı altındayken çiftçi mi kazandı yoksa vergi borçları silinen ayrıcalıklı kesimler mi karlı çıktı?
Öte yandan piyasa sisteminde melez bir faiz anlayışını “icat ettik” ve adeta kanıksadık.
Neydi o?
Bankalar, borç verirken daha yüksek, gelire getiri sağlarken daha düşük oranlar uyguladı.
Halen de öyle değil mi?
Sonuçta müşterisi fakirleşen bankaların bilançoları aşırı zenginleşti, piyasa kurallarına aykırı bir parasal düzen oluştu…
Maliye hala “servet vergisini” gündeme almazken, doğrudan ve dolaylı vergiler yurttaşın cebini yakmaya devam etmekte.
Ücretler konusunda da hakkaniyetten ırağız; eşit işe eşit ücret ve sosyal adalet kapsamında emeklilere insanca bir ödenek hak getire!
Ne oldu sonunda, ultra – liberal siyasetle yoksullaştıran bir büyüme bandına oturduk.
Karaya vurduk!
Bu karmaşa ortamında elektrik, su, doğalgaz fiyatlamaları da aşırı kar hırsıyla belirlenir oldu.
Akortsuz ortam her yanı sardı: Türkiye'de döviz istifleyenler, fiziki yatırım için yurt dışına kaçtı.
Zamanında gerçekçi ekonomi politikaları izlenmezse, testi devrilince yama tutması çok zor oluyor…
Oysa Türkiye tasarruf, yatırım, istihdam, üretim denklemini kurmalıydı.
Kamu yatırımlarının kolayda ve ara mallar açısından piyasayı düzenleyici etkisinin ayırdına varmalıydı.
Kamu İktisadi Kurumlarının sağlayacağı katma değerin enflasyonla mücadelede önemli bir bariyer ve hatta kaldıraç işlevi göreceği unutulmamalıydı.
Tüm iktisadi düzenimiz tarım, enerji sektörleri başta ulusal çıkarlarımız için yapılandırılmalıydı.
Bunun olanaklı olması için de en başta mali sistem ölçülü dengeli verimli bir mali politika ekseninde konumlanmalıydı…
Belki hala çok geç değildir!
Ve unutmayalım: disiplinsiz hedefsiz bir mali politikayla, ultra - liberal iktisadi yaklaşımlarla varılacak liman: borçlanmanın, yoksullaşmanın, sosyal adaletsizliğin çürümüş hangarıdır…